Güzel’e Ağıt

by • 11 Ocak 2015 • Öykü, RıhtımYorumlar (0)1144

1381755_411187069008306_403209571_nHüzünlü kadın ellerinin arasından geçiyorum, yok bir dokunan yok bir dur diyen. Gidemeyişler toplamı bu kalmak. Bu öyle bir kalmak ki acıdan hareketsiz, acıdan nefessiz kalmak. Durmadan aynı kelimeleri ardı ardına sıralayıp içi boş cümleler kurup yeni dünyalar yaratmak… Ben yine aynı sessizliğimle, aynı iç çekişlerimle açmayacak çiçeklere su verip sevmeyecek adamlar için atkılar örüyorum. Sonra saçlarımı örüyorum çözen olmuyor, sesimi çıkarıyorum duyan olmuyor. Portakal kabukları ve sigara külleriyle dolu çöp poşetini binanın en üst katından sokak lambasının dibine atmak istiyorum fark edilmek için, devlet izin vermiyor. Bacaklarımı kesip bir köşede ölmeyi beklemek istiyorum, annem izin vermiyor.

Annesi üzülmesin diye intihar edemeyen bir adama aşık olmuştum yıllar önce. İntihara meyilli olan insanların alkol, sigara alışkanlıkları olduğuna dair yargımı yıkmıştı. Gayet sağlıklı gıdalar tüketip, günlük süt içiyordu. Her sabah 5 sokak ötedeki fırından yulaflı ekmek alıyor, pekmez ve tahini özenle dilimine sürüp yiyordu. Açık çay içip şeker kullanmıyor, yemeklerin az tuzlu olmasına dikkat ediyordu. Aldığı suyun ph derecesini mutlaka kontrol ediyor, dışarıdan yemek siparişi vermiyordu. En önemlisi ve beni en çok ilgilendiren noktası ise hayatına giren kadınları sevmiyordu. Onları yanında bir çanta gibi taşıyordu. İlk başlarda ben de kendimi onlardan biri zannediyordum fakat zamanla öyle olmadığımı anladım. Üzgün olduğunda dizlerime başını koyup bir kedi gibi yatıyor, geceleri ise başını göğsüme yaslayıp uyuyordu. Her sabah uyandığımda onu saçlarımı okşayıp beni izlerken buluyordum, bana sevdiğim kitap ve film kahramanlarının ismiyle sesleniyordu. Okumak istediğim romanları hediye ediyor, kimsenin okumasına izin vermediği yazılarını okumamı istiyordu. Adı bütün erkek ve kadın adlarından güzeldi, elleri bütün çiçek dallarından inceydi, yanakları bir bebek kadar yumuşaktı ve boynunu bir güvercin görse kıskanabilirdi.

Bir de ben vardım, olmamışlığımla ben. Gerçekten olamamıştım. Eksik değildim, sadece olamamıştım. Bunu size anlatamıyorum ama hani bir çiçek olur, o kadar da güzel değildir. (evet bazı çiçekler güzel olmaz) Çiçek olmuşum, yaprağım, renklerim, kokum tam ama kimse eğilip koklamıyor. Kimse yan komşunun bahçesinden koparıp da dikmiyor saksısına. O çiçek o bahçede hep oluyor ama hiçbir çocuğun eli değmiyor o çiçeğe, güneş ona gülmüyor, arı konmuyor üzerine. Oysa herkes için o bir çiçek, latince bir adı da var üstelik. Belirli mevsimi var açması için, “burada daha güzel yetişir”i var, “onu sakın koparmayın”ı var. Var ama söylenmiyor hiçbiri.

Sonra bir gün bir şey oldu ve bütün çiçekler eksilmeye başladı. Bazılarının yaprakları, bazılarının dalları bazılarının ise renkleri eksilmeye başladı. Eksiği tamamlamaya çalışanlar da eksilmeye başladı. Serçe parmakları, kirpikleri, köprücük kemikleri, ayak bilekleri derken herkes yavaş yavaş eksilmeye başladı. Çocukların balonları patladı, pamuk şekerlerin renkleri soldu, gökkuşağı bir daha hiç çıkmadı. Anneanneler bayramlarda baklava yapmamaya, yağmur sonrası toprak kokmamaya, kimse birbirini sevmemeye başladı.

O adamın önce annesi öldü, sonra korkuları. Sonra bir gün kendisini boşluğa bıraktı, içimdeki camlar kırıldı. Kanadım, kalakaldım. Ona ne kadar güzel olduğunu söyleyemeden, içimdeki acıyla kaldım. Güzele güzel demezse içi acır insanın, acıdım.

“Ben sevdiğimi demez isem, sevmek derdi boğar beni.”

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir