Güneş

by • 13 Ağustos 2017 • DemlikYorumlar (1)277

Elini eteğini yavaş yavaş topluyor sevgili. Bugün de ulaşamayacağımdan korkuyorum. ”Hayır” diyorum kendi kendime. ”Olmaz, dermanım kalmadı artık.” Çatlamış dudaklarımdan akan kanı emiyorum. Gözlerim kararıyor, bacaklarım isyan ediyor beynime, yalpalıyorum. Düşmek üzereyken asama veriyorum ağırlığımı, duruyorum. Yakınlardan su sesi çalınıyor kulaklarıma. Deli gibi akıyor, karşısına çıkanı buz gibi bağrına basıyor. Bir dürtü o tarafa doğru gitmemi söylüyor. Dilim damağıma yapışmış, kana kana su içmek istiyorum. Önce zihnimi toplamalıyım. Zihnim kainata dağılmış gibi, toplayamıyorum.

Tanıdık bir ses yankılanıyor kafamın içinde: ”Boşuna uğraşma, ne su sesi var ne de suyun kendisi. Zihnin sana oyun oynuyor, toplamaya çalışma, ona ihtiyacın yok.” Dudaklarım kıpırdamıyor ama cevap veriyorum:” Çok yoruldum, dayanamayacağım.”

Tanıdık ses şefkatle sesleniyor bu sefer: ” Aç gözlerini, gidiyor sevgili ama yeniden gelecek. Dervişe bunu bilmek dahi yeter. Vuslat sadece bir kelimedir. Aşk ise vuslata giden yoldur.”

Zihnimi bırakıyorum bir kenara, su sesini duymuyorum artık. Ağırlaşmış göz kapaklarımı kaldırıyorum yavaş yavaş. Sevgili, tepenin ardından son kez sitem dolu bakıyor bana. Belli, o da yorulmuş. Sonra kayboluyor. Sanki hiç olmamış gibi, sanki yarın yeniden belirivermeyecekmiş gibi. Her yerimi hüzün kaplıyor. Asam da dayanamıyor artık ağırlığıma, kırılıyor. Yere düşer gibi oluyorum, yer yarılıyor derin bir çukur açılıveriyor. Sonsuz karanlığın içine yuvarlanıyorum.
Zifiri sessizliğin kesif karanlıkla iç içe geçtiği bu yer beni içine çekiyor. Gözlerimi kısıp, bir parıltı görmek amacıyla çevreme bakıyorum. Siyahın o kadar koyu bir tonuyla çevrelenmişim ki gözlerimin yerinde olmadığını düşünmeye başlıyorum. Ellerimle kaşlarımın altındaki boşluğu yokluyorum, evet ordalar.

Karanlıkta hareket ettiğimi hissediyorum ama duyularım hareket edip etmediğime dair hiçbir ipucu vermiyor. ‘Hiçlikte mi kayboldum acaba?’ diye düşünüyorum. Bu fikir beni çok korkutuyor.

Kalbim deli gibi çarparken sesi boğuk boğuk geliyor kulaklarıma. ‘Belki de birileri vardır, hem beni duyabilirler’ diye düşünüp bağırıyorum: ”Kimse yok mu!”

Avazım çıktığı kadar bağırdığım halde kendi sesim gelmiyor kulaklarıma. Allah’ım, rüya mı bu? Defalarca bağırıyorum ama başkalarının beni duymasından öte ben dahi kendi sesimi duyamıyorum.

Birden, karanlığın içinde ufak bir ışık beliriyor. Heyecan kaplıyor bedenimi. ‘Allah’ım, sana şükürler olsun’ diyorum. Işık bana yaklaştıkça bir suret beliriyor karşımda. Ak sakallı, yeşil sarıklı, yumuşak bir yüz. Adeta dört bir yandan huzur pınarları akıyor bedenime. Şeyhim, diz dize gelene kadar gözlerini anlamlı anlamlı dikiyor gözlerime, yeşil gözleri cennet bahçelerinden esintiler sunuyor ruhuma.
Bana içinde şarap olan bir kadeh uzatıyor. ”Al derviş, bu senin susuzluğuna çare olur.” diyor.

Kafamda yankılanan sesin aynısı. Bana seslenenin o olduğunu anlıyorum. ”Beni buraya çağıran sendin demek” diyorum. ”Neden yaptın?”

Yumuşak yüzü sertleşiyor, ”Asla, seni buraya ben çağırmadım. Ümitsizlik feryatların benden yardım istediler, ben de onları kabul ettim. Hem gönül ehli, kapısına geleni dışarda komaz.”
Susuzluğum yeniden aklıma geliyor. Elimdeki şarabı içmekle içmemek arasında kalıyorum. ‘Yahu, şeyhim nasıl böyle bir şey söyler, şarap haram değil midir?’

Şeyhim aklımdan geçenleri işitir gibi ”Haramlar akıl dünyasında yaşayanlar içindir; zira akıl aldanmaya fazla müsaittir. Gönül dünyasında ise haram yoktur; çünkü gönül her zaman doğruya yönelmiştir.” diyor.

Beni, karanlığın en koyusundan çıkarmış bu adamın elbet bir bildiği vardır diye düşünerek kadehi deviriyorum ağzımdan içeri. Ferahlık her tarafıma nüfuz ediyor, buz gibi serinliyorum. Tek kadeh susuzluğumu gidermeye yetiyor. Kadeh elimden kendiliğinden kayboluyor. Şaşkınlıkla elime bakıyorum.
Şeyhim gülümseyerek, ”Kalıcı olan özdür derviş, kabuklar kaybolup gitmeye mahkûmdur.” diyor. ”Dünyada gördüğün ne varsa kabuktur. Eğer kabukların özlerine ulaşamazsan tuttuğun her şey hiçlik denizine yuvarlanır.”

Söylenen her şey kafamın içinde yankılanıp gönlümün en özel kısımlarında yer ediniyor. Yine de bu yaşadıklarımın gerçek olup olmadığından emin olamıyorum. Birazdan uyanacakmış da tekrardan yollara düşecekmişim gibi hissediyorum.

”Madem ümitsizliğin seni benim yanıma kadar getirdi, sana bir teklifim var derviş ama önce de hele, seni sevgiliden yüz çevirten nedir?”

”Haşa Şeyhim, ne yüz çevirmesi. Ondan dönen yüz ne diye yüz olur ki. Ondan haber getirmeyen kuş, gerçekten kuş mudur? Onu anımsatmayan söz, küfürdür benim için.”

”Çok güzel söyledin derviş, ağzına sağlık. Peki ya seni ümitsizliğe düşüren nedir?”

”Mesafe Şeyhim, mesafe… Sanki attığım her adım beni ona yaklaştıracağı yerde beni ondan uzaklaştırıyor. Her sabah, ışığıyla yeryüzüne can verirken arkama alırım onu, yürümeye başlarım. Ona bakmamak için sabrederim, kızıl maskesini yüzüne indirdiğinde, ona dokunacağım anı hayal ederim. Tepeye çıktığı zaman naz ateşleriyle kavurur beni. Sıkarım dişimi, ‘Sana ulaştığımda bana çektirdiklerin tatlı bir anı olarak kalacak.’ derim kendi kendime. Tek damla su bulmaya dahi yeltenmem, zaman kaybetmemek için. Lakin Şeyhim, ben ona giderim ama o bana hiç gelmez. Gelmek ne demek, beklemez dahi.”

”Mesafeler aldatıcıdır derviş, önemli olan gönül birliğidir. Yine de dedim ya sana bir teklifim var diye, seni bu döngüden kurtarabilirim, Allah’ın izniyle.”

”Söyle şeyhim; nedir bu teklif?”

Şeyhim, birinin içinde yeşil diğerininkinde sarı sıvı olan iki tane kadeh uzatıyor bu sefer. Gözlerime bakarak, ” Seni akıl aleminden kurtaracak iksir yeşil olandır, Eğer yeşili içersen perdeler bir bir kalkar gözünün önünden. Pencerelerimizden kainatı seyreder, Allah’a şükrederiz. Yok, eğer eskisi gibi devam etmek istersen sarıyı içersin, bıktığın hayatına kaldığın yerden devam edersin.” diyor.

”İyi de ben burada pencere falan göremiyorum. Ayrıca izlenecek bir şey de göremiyorum.” diyorum, şaşkın şaşkın.
”Pencere senin gönlündür, perde kalktığındaysa sonsuza kadar seyredebileceğin
bir alem açılacak karşında” diyor, sakince.

Mutluluktan gözlerimden yaşlar geliyor. Tam yeşil iksiri içecekken; ”Fakat yeşili içersen sevgiliyle kavuşma ihtimalin olmayacak” diyor.

Gök gürültüsü etkisi yaratıyor son cümle. Günlerce yürüdüğüm yollar, sevgiliye döktüğüm gözyaşları, susuz geçirdiğim saatler, hepsi geliyor gözümün önüne; bir de ona kavuştuğumda göreceklerimi hayal ediyorum: kavurucu tenini, turuncu saçlarını ışıl ışıl gözlerini… Kararımı veriyorum hemen:

”Ben sarıyı seçiyorum Şeyhim, sevgiliye kavuşmanın tahayyülü dahi önüme serilen alemlerden daha cazibedar benim için. Onun burnumda hiç girmeyen kokusu bile benim için feda edilebilir bir şey değil.”

Ben sarı iksiri götürürken ağzıma, Şeyhimin gözlerindeki memnun ifadeyi görebiliyorum. Çektiğim her acının mutluluk gözyaşlarına dönüşeceğini bilir gibi bakıyor. İksiri yudumlarken yavaş yavaş çekiliyor; lambanın ve şeyhin görüntüsü. Yerini sevgilinin ışıltısıyla canlanan doğaya bırakıyor. Bu sefer bir kaçamak yapıp sık sık dönüp ona, güzelliği gözlerimi yaşartana kadar bakıyorum. ”Senin için her zorluğa değer.” diyorum, kendi kendime.

Yazan: M. Emin Aksoy

Pin It

İlgili Konular

Güneş için bir yorum var.

  1. Kadir Bey dedi ki:

    Yüreğine, kalemine sağlık dostum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir