Gidiş

by • 13 Ağustos 2017 • DemlikYorumlar (0)213

Uyanıyorum. Sabah güneşinin hiç de davetkâr olmayan ışığı odama vuruyor. Gözlerimi, uyanınca daha da yakınıma gelmiş gibi hissettiren kabartmalı tavana dikiyorum. Uyandıktan sonra ilk kez neremi hareket ettirdiğimi anımsamaya çalışıyorum. Nafile. Bunu hatırlayabildiğim gün, kendimi daha iyi tanıdığımı anlayacağım.

Tavan, baktıkça bana yaklaşmaya devam ediyor. Beni yatağımın içinde ezmemesi ve bir an önce olması gereken yere dönmesi için doğruluyorum. Zira bugün, yatağımda derin düşüncelerle boğuşabileceğim ve sonunda boğulabileceğim bir gün değil. Erken saatlerde uyanmak zorunda olduğum sabahlara bir küfür savurarak, çıplak ayaklarımı, evimin, gecenin soğuğundan daha da sertleşmiş tabanına değdiriyorum. Uykunun tatlı tatlı ılıklaştırdığı tenim, tam o anda şoka uğruyor. İşte ben buna uyanmak derim.

Dışarıdaki insanların arasına karışmak için gerekli olan hijyen kurallarını, banyomda bir bir yerine getirirken, kendimi “Bugün büyük gün!” diyerek motive etmeye çalışıp, uzun zaman önce ruhumu terk etmiş olan yaşama sevincimin ufacık da olsa bir parçasını geri getirmeyi başarıyorum. Evet, bugün büyük gün. Kimilerine umut, kimilerine mutluluk, bana sadece elem ve mutlak bir yalnızlık veren bu şehirden ayrılmak konusunda verdiğim kararı, uygulamaya koyduğum gün. Hoş, içimde, nereye gidersem gideyim, bakımından sorumlu olduğum bir çocuk gibi yalnızlığımı da götüreceğimi söyleyen bir ses olsa da şimdilik ona kulaklarımı tıkıyorum. Kendisiyle tartışacak vaktim yok çünkü Mardin’in adını ancak bilete bakınca anımsayabildiğim bir ilçesine sabahın köründe otobüsüm var.

“Neden bu kadar erkene alırsın ki şu bileti!” Diye kendi kendime söylenirken, zaten gideceğim yere günde sadece iki tane sefer olduğunu, diğer seferin gece yarısı yapılacağını ve gece yarısında sigaranın eksikliğini çekersem, yolculuğumun hiç de güzel geçmeyeceğini anımsayıp, doğru karar verdiğime kanaat getiriyorum.

Dün geceden, içine sadece zaruri saydığım eşyalarımı koyduğum dağcı tipi sırt çantamı omzuma atıyorum. Evimi, üstlerine hüzün, rutubet ve durağanlık sinmiş eşyalarıyla beraber terk ediyorum. Kapıyı kapatırken, kapı dilinin, yuvasına oturduğunda çıkardığı tarifi imkansız metalik sesini duyunca, soluk borumda yıllardır nefes almamı engelleyen bir cismin vücudumu terk ettiğini hissediyorum. Yeni hayatımın ilk nefesi, tıpkı parlak bir ışığın, yeni doğan bir insanın gözlerini acıttığı gibi ciğerlerimi yakıyor.

İlk nefeslerimi güzel değerlendirmeliyim. Otobüsümün kalkacağı yere bu temiz ciğerler ve yepyeni bacaklar sayesinde yarım saatte yürüyebilirim. Yürürken düşünmeye başlıyorum: Uzak, genel olarak insanlar için hasret duygusunu uyandırır. Bazen de uzak, yanı başında olsa da ulaşamadığı şeyi temsil eder bazıları için. Bazılarına da hayatın selinde sürüklenirken, içi kıyılarak kopmak zorunda kaldığı bir mekanı, bazen de zamanı çağrıştırır. Ne olursa olsun bu düşüncelerin dans ederken partnerleri değişmez; karamsar duygular… Ancak şu an benim için uzak, bu düşüncelerden çok ayrı şekilde, umudu, kurtuluşu, özgürlüğü ve yeni bir başlangıcı temsil ediyordu.

Bu muhakememin girdabında kendimi kaybetmişken, beni uzağa kavuşturacak olan otobüsüm beliriyor tam karşımda. Muavinlerin bağırışlarından dokunan o saydam örtü, otogarı dış dünyadan soyutlarken, otobüsüm, mavi çizgileriyle pek resmi görünüyor. Kenarlarından hafifçe aşağı doğru kavisli farları, yüzüne yorgunluk katsa da çıkardığı kendine güvenen sesleri, beni sorun olmadan uzağa götüreceğinin sinyallerini veriyor. Bu manzarayı tamamlayan, gözlerimi alamadığım bir detay daha var; bir kadın… Sarı uçları diplerine doğru koyulaşan uysal saçları, ılık meltemin etkisiyle ağır ağır dans ediyor. Boynu o kadar ince ki iki dudağımın arasına alıp dudaklarımı kapatırsam, onu çubuk kraker misali kırabileceğimi düşünüyorum. Ayak bileklerinin inceliği, insana onun nasıl ayakta durabildiğini sorgulatacak cinsten. Beyaz askılı elbisesinden iki yana çıkan portakala benzer yuvarlak omuzları, onun bu kaotik otogara ait olmadığını kanıtlar gibi. O, bir çift çizgiden ibaret gözlerini, bizi uzağa götürecek olan otobüse dikmişken, ince ve baştan sona bembeyaz sigarasından bir fırt aldığı anda, yeni hayatımda tanıştığım ilk kişinin bu kadın olmasına karar veriyorum.

Kendisinin bir öğretmen olduğunu öğreniyorum. Rehberlik… Uzağa gitme sebebi de bürokrasinin, insanları sonbaharda oradan oraya savrulan yapraklar gibi gönderdiği tayin denilen nane. Halinden pek memnun değil. “O kadar zaman nasıl geçer o Allah’ın bile unuttuğu yerde!” diye söyleniyor. Sanırım uzağı benden başka kimse hoş karşılamıyor. Kimi zaman kendi iç sesime bile kulak asmadığım için, uzak hakkında yapılan bunca kötülemeyi de göz ardı etmekte zorlanmıyorum.

 İlk arkadaşımla konuşacak bir şey bulamayıp ikimiz de sessizliğimize gömüldükten kısa bir süre sonra muavinin uyarısı imdadımıza yetişiyor. Kalkış saati geldi. Otobüsümüze binerken yeni arkadaşıma yakın yerlerdeki bir koltuğun numarasını seçmiş olmayı diliyorum. Umudumun boşa olduğunu, öğretmen hanım en ön koltuğa, şoförün arkasına oturunca anlamakta gecikmiyorum. En arkalardan kalan son biletlerden almıştım. Zararı yok, yolculuk sırasında fazlasıyla mola vereceğimize eminim.

Otobüsün ilk hareketiyle, genelde sakin ve umursamaz olan kalbimin atışları hızlanıyor. Bana yıllardır hüzün ve yalnızlık aşılayan bu lanetli topraklar, ayağımın altından yavaşça kaymaya başlıyor. Kısa süre sonra, benden kilometrelerce uzakta kalacaklar. Bunun bilinci, ruh halime kuvvetli bir şekilde tesir ediyor. Gülümsediğimi fark ediyorum. Ve camdaki yansımamdan, gülümseyince ne kadar aptal göründüğümü… Uzakta bol bol gülümseyeceğim için bu görüntüye alışmalıyım.

Artık hızlanıyoruz. Korna sesi ve betondan oluşan yığının yerini, sonsuz tarlalar ve şerit çizgilerinin yola kazıdığı şiirler almaya başlıyor. Mutluluğum, otobüsün hızıyla doğru orantılı. Henüz varmadan bu kadar neşeliyken, vardığımda neler olacağını tahayyül etmekte güçlük çekiyorum. Bekle beni uzak, ben geliyorum. Uzak, seni şimdiden çok seviyorum…

Yazan: Cantürk Kamçılı

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir