Gel Gezinelim

by • 9 Ekim 2016 • Öykü, RıhtımYorumlar (0)613

Akşam yemeğini tamamlayan adam, ailesinin yemeğe devam etmesine aldırmadan, hemen salona doğru koştu. Haber kanallarının son dakikalarına boğulan zihniyle izlemeye devam ediyordu. Birkaç grup insan, yaşadıkları semtin etrafında kural tanımaz davranışlar sergiliyordu. Aslında burada birkaç grup insan değil, evinde olanlar ve olmayanlar şeklinde sınıflandırılacak gruplar söz konusuydu. Akşam üstü saat 19:00’da başlayan isyan azalmıyor ve giderek hiddetleniyordu.

Büyük bir patlama sesiyle irkilen adam hemen mutfağa döndü ve karısı ile kızını tutarak yatak odasına koştu. “Hepsi geçecek” dedi ağlayan kızına bakarken, “insanlar bazen şaşırabilir ancak akılları başlarına gelecektir”

Adam kızını teselli etmeye çalışırken, apartmanın içerisinden çığlık ve silah sesleri gelmeye başladı. Bu esnada adamı da büyük bir korku kapladı ve yatak odasının kapısını kilitleyerek, yatağın arkasına saklandılar.

Eşi “ne oluyor bu insanlara” diye fısıldadı ve kendisini daha fazla tutamayarak ağlamaya başladı. Adam eşine sarılarak teselli etmeye çalışırken, evin giriş kapısının patlatıldığını duydular. Çığlıklarına hakim olamayan eşi sebebiyle, ortalığı ayağa kaldıran insanlar ev sakinlerinin yerini tespit etmiş oldu.

Yatak odasının kapısına inen birkaç tekme ve omuzdan sonra kapı pes ederek yere devrildi. İçeri giren iki kadın ve adam, üçünün de gayet absürt olan makyajlarına rağmen, klasik ve şık giyimli insanlardı. Kadınlardan bir tanesi “tam bir aşk yuvasına denk geldik” derken, diğeri tetiği çekti.

Ev sahibi olan adam, bu silah sesinden sonra her yerin karardığını ve suratının uyuştuğunu hissetti. Belirli bir süre sonra kendisine geldiğinde gördüklerine midesi dayanamadı. Zor bela ayağa kalktı ve odanın her yerini aradıktan sonra kızını bulunca, tüm bu olanlara rağmen kendisini toparlayabildi.

Odanın içerisinde dört ceset vardı ve bunlardan biri onun karısıydı.

Bu yaşananlardan sonra uzunca bir süre ilaçlı tedavi gören adam, artık kabuslarına yenik düşmez olmuştu. Devlet desteği ile yaşamaya devam ederken, doktorları da artık onu topluma kazandırma vaktinin geldiğine kanaat getirdiler. Ancak, adam bulundukları hastaneden bir adım dışarı çıkmak istemiyordu. Bunun aksine kızı ise artık dışarılarda dolaşmak istiyordu.

Doktorlar bu sebepten dolayı, adamı değil kızı heveslendirmeye devam ettiler çünkü adam kızını üzgün görmeye dayanamıyor ve her istediğini yapıyordu.

“Baba” dedi kızı, “gel gezinelim”. Adamın içinde zerre kadar istek olmadığı için “ama dışarısı tehlikeli” dedi, “insanlar akıllanmamış olabilir”. Kızı hemen ayağa kalktı ve babasının elinden tutarak “Hayır, baba. Ben dolaşmak istiyorum, lütfen” dedi. Babası gözlerini kaçırırken, kız hemen kapının yanında duran beyaz plastik boruyu eline aldı ve “Bak baba. Benim de sopam var. Sen kötü insanları nasıl susturduysan ben de susturabilirim” dedi.

Adamın gözlerinden süzülen yaşlar ve kalbindeki sızılar, onu dışarı çıkmaya ikna etti. Kızıyla birlikte, fazla kalabalık olmayan bu saatlerde, Kadıköy’e bırakıldı -doktorların gözetimi altında.

Adam araçtan inince kızının elini bırakmama kararı aldı ama kızı hemen babasının elini bırakarak elindeki plastik boruyu gösterdi. Kızının özgüvenini incitmemek için elini bırakmak zorunda kaldı baba. Boş kalan ellerini arkasında tuttu ve etrafını kolaçan ederek yürümeye başladı kızıyla…

Fotoğraf: Umut NADERİ

Fotoğraf: Umut NADERİ

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir