Garip yolculuk

by • 9 Nisan 2014 • Devamlı Öykü, RıhtımYorumlar (0)1069

Daha önce bindiğimi hiç hatırlamadığım bir otobüste gözlerimi açtım. Benim hikayem böyle başladı. Sanki yüzyıllardır uyuyordum, güneş ışığı otobüsün büyük ve perdesiz camlarından gözlerime adeta hücum ediyordu. Uyku mahmurluğundan olsa gerek kısa bir süre etrafımdaki insanları net olarak göremedim ve duyamadım. İki büklüm uyuyor olmaktan dolayı boynum, sırtım ve bacaklarım her saniye daha da artan bir ağrıyla kaplanmıştı. Otobüsün içi havasızdı ve oldukça kötü kokuyordu. Etrafımda tanıdığım hiç kimseyi görememiştim. Otobüs oldukça eski görünüyordu. Kim bilir bu koltuklarda kaç kişi yolculuk yapmıştı, kaç kişi memleketinden ayrılmış kaç kişi sevdiklerine kavuşmuştu. Bunları düşünürken arkamda ve önümdeki koltuklarda oturan insanların konuşmaları dikkatimi çekti. Tedirgin edici olan şey ise ne konuştuklarını anlamıyor oluşumdu. Nereden gelip nereye gittiğini bile bilmediğim bu otobüste, hangi dilde konuştuklarını bile anlamadığım insanlar arasında uyanmış olmaktan son derece rahatsızdım.

Hemen yanımdaki koltukta orta yaşlarda bir kadının bana doğru baktığını fark ettim. Beni tanıyor gibi görünüyordu. Onu tanımıyor olmam ise ona karşı içimde nedensiz bir sevgi beslememi engelleyemedi. Onunla konuşup durumumu ona anlatabilirdim, “belki beni anlar hatta bana faydası dokunabilir” diye düşündüm. Çünkü burada bana içinde bulunduğum durum hakkında bilgi verecek başka kimse yoktu.

Kadın bana karşı son derece sevecen ve nazik davranıyordu. Sanki burada uyanacağımı biliyormuş gibiydi. Çantasından biraz yiyecek çıkardı ve bana ikram etti. Aç olduğumu anlamasına şaşırmıştım. Aramızdaki bu samimiyetten güç alarak kadına “Ben ne zamandır buradayım?” diye sordum. Ne yazık ki beni o da anlamamıştı. Bana bir şeyler söylüyor ancak ben de onu anlamıyordum. Buradan nasıl kurtulacağım hakkında hala bir fikrim yoktu.

Otobüsü ve içindekileri biraz daha tanımak için etrafıma bakınmaya başladım. Otobüs çok yavaş ilerliyordu. Camdan dışarı baktığımda gördüğüm şey; sanki toprakla örtülü uçsuz bucaksız bir denizdi. Çölün ortasında kalmış gibi hissediyordum kendimi. İnsanların çoğu burada olmaktan son derece memnun görünüyordu. Onların buraya bilerek geldiğini ve gitmek istedikleri yere yaklaştıklarını düşündüm. Bazı insanlar ise benim gibi, burada olduğu için halinden hiç memnun görünmüyordu. Koltuğunun rahatsızlığından ve otobüsün havasızlığından şikayet eden insanlar da vardı ama kimse onlara yardımcı olmuyordu. İlerideki bir grup yolcu ise kendi aralarında gülüyorlar, şakalaşıyorlar ve gayet eğlenceli vakit geçiriyorlardı. Çaprazımda ise karı koca olduğunu düşündüğüm bir çift sürekli olarak kavga ediyordu. Böyle bir ortamın sessiz olması tabi ki beklenemezdi. İnsanların gürültüsü neredeyse otobüsün motor sesini bastırıyordu. Bu sırada arka sıralardan genç bir adam birden bağırmaya başladı, dediklerini anlamıyordum ama son derece kızgın ve mutsuz olduğu belliydi. Birden nedenini anlayamadığım bir hınçla ayağa kalkıp otobüsün camını olanca gücüyle yumruklamaya başladı ve camı kırar kırmaz da kendini dışarıya fırlattı. Genç adamın yanında oturan yaşlı adam ağlamaya başladı; sanırım genç adamı tanıyordu ama elinden ağlamaktan başka bir şey de gelmedi. Olaya şahit olan diğer insanlar da en az benim kadar şaşkındı. Ancak insanlardaki bu şaşkınlık fazla uzun sürmedi. Kısa bir zaman sonra yalnız kalan yaşlı adamın üzüntüsü ve diğer insanların şaşkınlığı geçmiş, herkes eski haline dönmüştü. Sanki az önce hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlardı. Acaba genç adam buradan bu insanlar yüzünden mi kaçmak istemişti? Genç adam bu otobüsten atlayarak gerçekten kurtulmuş muydu?..

– devam edecek –

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir