Foxcatcher

by • 11 Ekim 2015 • Film İncelemeleri, SinemaYorumlar (0)925

Bir Tutkudur Tilki Avı!

Biyografi-Drama türünde 2014 Hollywood yapımı Foxcatcher, yılının başarılı işlerinden biri olarak görülüyor. Bafta, Oscar ve Golden Globe’a bir çok dalda aday olmuş bir yapım. Bu adaylıkları sırtlayan  Steve Carell ve Mark Ruffalo’un performansları olduğunu söyleyebiliriz söze başlarken. Her ne kadar sıkı rakipleri sayesinde aday olduğu dallardan eli boş dönse de, galiptir bu yolda mağlup dedirtecek yanları da yok değil. Bennet Miller biyografi, dram türleri kategorisinde daha önce de Moneyball ve Capote gibi başarılı bir yapıma imza atmış bir yönetmen. İzleyicisini fazla şaşırtmıyor, filmlerinin temposundaki o sıkıntı da hala duruyor yerli yerinde.

Olimpiyat Madalyalı Güreşçiler Mark ve David Schultz kardeşler büyük başarılarına rağmen zor koşullar altında yaşamaktadırlar. Amerikalı zengin iş Adamı John Du Pont; güreşe olan ilgisi yatırıma ve işe dönüştürmeye; bir güreş takımı kurmaya karar verir. Pennysilvania’da ormanların arasında antreman yapan Foxcatcher Team, Schultz kardeşlere güreş sayesinde iyi şartlarda yaşayabilecekleri bir hayatın kapılarını aralayacaktır. Fakat her kendi patronu olmadığınız iş gibi burada da sıkıntı vardır.

Schultz kardeşleri Channing Tatum (Mark) ve Mark Ruffalo (David) canlandırıyor ki iyi ki de yapıyorlar. Yardımcı erkek oyuncu dalında her ne kadar ödüllerde Mark Ruffalo aday gösterilse de Tatum’un performası da oldukça başarılı. Güreş antremanı sahnelerinde gerçek bir güreşçiden ayırmak neredeyse imkansız ikisini de. Filmin düşük temposunu, 1980’lerde geçtiğini, malesef ki hiç hissedemediğimiz atmosferini, başarılı oyunculukları sayesinde unutup gidiyorsunuz. Steve Carell’a en iyi oyuncu dalında, başta Oscar olmak üzere pek çok adaylık getiren performansı ise gerçekten muazzam. Carell’dan hiç bu kadar nefret edebileceğim aklıma gelmemişti.

Film ses teknikleri ve görsellik açısından bir şey önermiyor. Müzikleri, filmin temasını veya atmosferini etkilemekte yetersiz kalmış. Temposu oldukça yavaş, olay kurgusunda ve zaman geçişlerinde ciddi sıkıntılar var. Yönetmen, sizi bir sahnede hiç hissettirmeden 1988 Seul Olimpiyatları sonrasından 90’ların ortalarına götürüyor. Biyografi türünde çekilmiş olmasına rağmen; yönetmenin belirli başlı gerçeklikleri gizlemesi, bazılarını söyleyememesi, ya da çeşitli imalarda bulunması, hikaye tercihini yanlış yaptığını gösteriyor. Belki biraz Du Pont’lardan korkuyor, belki biraz hikayenin gerçek yüzünün “Gerçek Amerika” olgusuna yakışmayacağını düşünüyor ve hikayeyi kendince tıraşlıyor. Hikayenin o kısmında Schultzların 84’te aldığı madalyaların altında yatan hileli ve yasak güreş oyunları yok mesela. Hıncal Uluç’un filmle ilgili yazısında bolca bahsediyor bu sahte kahraman yaratma işlerinden, okumanızı tavsiye ederim.  John ve Mark karakterlerinin aralarında eşcinsel bir ilişki olduğunu düşündüğü halde söyleyemiyor, alt metinlerde gizliden gizliye çırpınarak bir şeyler fısıldamaya çalışıyor, Mark gerçekte hiç saçını boyamadığı halde saçını boyuyor mesela. “Sanki oralarda bir yerlerde korkmuş bir yönetmen yatıyor” diye içimden geçmiyor değil.

Film aslında bir biyografi ve spor filminden çok dram özellikleri taşımakta. John, sadist bir mesafeyle ayırıyor hayat ile kendisini. Tüm eksikliklerini bildiği tek şeyi yaparak, “satın alarak” elde etmeye çalışıyor ve kaybedenlerin dünyasında başarıyor da. Elde edemediklerinin acısını ise Du Pont’ların ilk sattıkları şey olan barut ile alıyor. Mark ve David akvaryumdaki balıkları, bu zengin şişman çocuğun. Canı sıkılınca farelerine yediriyor, özlediğinde sarılıp, kızdığında öldürüyor. John’un lunaparkında bir eğlence trenidir insanlar, bir trenden vazgeçtiğinde ötekine binebilecek tek kişi John’un ta kendisidir. Travma dolu bir yaşam diyemem, binlerce ölü işçinin kömür çıkaran bedenleri gelirken aklıma toprakta yatan. “Gerçek Amerika” fikrinin kıymetsiz bir ergen palavrası olduğunu hissettirdi bana Foxcatcher. Yönetmeni diğer filmlerine göre tutuk bulsam da, bu üç adam filmi yukarılara bir yerlere taşıyor. Sadece performanslar için bile izlenmesi gereken bir iş Foxcatcher.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir