Kiminin İnsanı

Yerler, hep gördüğün yerler Hisler, hep hissettiğin gibi Ama insanlar; Senin insanın değil ki’ Benim insanım nasıl ki? Benim insanım hakiki, benim insanım samimi Öyle bir insan ki benim insanım; Okyanusa düşsen seni kurtarmaya çalışır, kendisinin de batacağını bile bile…

Ukte

Ürkek iki kanat, değmeden papatyalara Soğuk gecenin aguşunda kayboldular. Hangi gri daha çok sevilir? Bir griyi kaç kez sevebilirsin? Düş, kuşku merdiveninde yuvarlanır, yosun tutar, seyrelir… Susmak, şiirde, anlamak hâlidir. Ukte! Sol şakağımda iki çatı arası karanlık Devriye geziyor, kaçamak…

Tıpkı Sen Gibi

Bir sigara yaktım ciğerime Nefesimi havaya bağışladım Yağmur oldu düştü toprağıma Zehirledi tüm ağaçları Ve döktü yaprakları Tıpkı sen gibi. Tıpkı sen gibi Sevmediğim biriyle evlendim Öldürdüm sonra Her adımımda daha çok yaklaştım gölgeme Hiçbir yere gidemedim, bensiz çıktığın yolda.…

Anlaşılmak Üzere

Çığ altında kalmış bir çağın Eteklerinde uzanır gibi. Akıyor sakince kalelerim Bir ışığı kaç kere kesebilirsiniz? Kaç kere öldürebilirsiniz yoklukları? Sorulmuştur bütün sorular bilirim Bakınca dalgalara görülebilir Yok olmaya yüz tutmuş bütün ümitlerim Peki bu şehir saklar mı şimdi? Çetelerden…

Nazarım Günüm Güneşim

Bir garip fırtına, ufuk kayıp gökyüzü gri-kara Gemiler sarhoş, yalpalayan yelkenler art arda Sebebi Lodos, dayanmış haşin, camlara Nazarım, günüm, güneşim neredesin? Diller mühürlü, gözlere gömülü sözler Dokunsan dökülecek taneler Yürek kor ama sobalar kör Yiğidim, toprağım, sebebi vatanım neredesin?…

Aralık

İrkiliyorum Kapılar ardıma kadar kapanmış gibi Sanki çığlıklar geçmez kapı deliklerinden Pencere kenarından bir rüzgâr eser Odam muhafazakâr Açamıyorum kapıları ardına kadar. Dudaklarım aralık bırakıldı Doğdum, aralıktı Aralıktı kapı, yalanlarını duydum Yalanlarını duydum, aylardan aralıktı. Susuyorum, kulakların yok Susuyorum, kuru…

Halil İbrahim Sofrası

Sonu ufki, beyaz etekleri dalgalanan büyük bir sofra Her gün, amade bir tabakta sunulur peşi sıra Acı bir tabakta, ekşi bir tabakta, tuzlu bir tabakta Tabaklar ister gümüş, ister altın ya da bir beşik ki, dolarlardan sarma Kalan her güne…

Yanlış Çağ

Yasaklanmış bir bitki örtüsü ellerim senin yüzünde Yaşanması imkânsız bir iklimim Hayatının döngüsünde İki dağ arasında bile kalsan Çukurunda kaybolursun Gamzen geliyor aklıma Çukurunda kayboluyorum Bulutların yolculuğu geliyor aklıma Nasıl da duruyorlar öyle Ve bizce nasıl da yavaş hareket ediyor…

Uçurum

Uçurumun kenarında Bacakları kırık serçeler Zamanı kalmamış hastalar Umutsuz sefiller yürüyor Gecenin derin karanlığında Güneşin bozuk rengi Kopkoyu bulutların ardında Ve uçurumun kenarında Altın sanki plastik Ve gümüş ucuz gözüküyor Tuhaf soytarıların hissiz türküleriyle Bir sis yükseliyor Kâbusa dönüşen genç…

Dolu Yağdı Gönül Bahçeme

Kara bulutlar yığıldı yine şehrim üzerine Islahı yok kalbimin gör hâlimi dal seyre. İz’af oldum dolu yağdı gönül bahçeme Harab oldu sevgilerim gül hâlime. İfşa oldu acılarım yüzümden düştü mutlu maskem Kadh eyler nefsim beni yerlere gömer resmen Kal eyle…

BİR KÜÇÜK NOT

Sponsorluk ve reklam için: info@rihtimdergi.com

YAZI GÖNDERME

Demlik bölümüne, belirlenen tema ile ilgili Öykü/Deneme/Şiir türlerindeki yazılarınızı 20 Kasım’a kadar gönderebilirsiniz.

38. Sayı için tema: “Zam-an”

Ekip sayfasından iletişim adreslerini öğrenebilirsiniz.

Detaylı bilgi için tıklayınız.