Düşsüzler

by • 8 Ekim 2017 • Öykü, RıhtımYorumlar (0)176

O günlerde sizi ilk defa el ele görmüştüm. Çok üzgündünüz.  Belki görebileceğim en masum kendinizi yaşıyordunuz. Ulu orta savurduğunuz ağız dolusu küfürlerinizden eser yoktu. Sessizdiniz. Birbirinizin omzuna yaslanıp siyim siyim ağladığınızı bile gördüm. Beni de çok sevdiniz o günlerde. Aranıza oturtup dakikalarca başımı okşadınız. Size bakarak ben de ağladım. Acının içinde mutluydum.

Siz hissetmediniz. Hissetseniz de aldırmazdınız.

Bu muhabbet uzun sürmedi. Babaannemin bizi bırakıp gidişinin üstünden çok geçmeden başladı kavgalarınız.

Avukat Murat Bey akşama kadar nasıl adliye koridorlarında koşturuyor, bir de eve gelince karı dırdırı çekmekten nasıl bıkıp usanıyor. Bu yıl şube müdürlüğüne atanan Canan Hanım beş para etmez bir kocanın elinde otuzuna varmadan nasıl kocadı… Bazen Murat Bey sinirini yenemez, arka sokaktan bile duyulabilecek kadar yükseltirdi sesini:

“Peşimde koşarken böyle demiyordun ama… Oğlan karnında olmasaydı, bu evliliği rüyanda görürdün sen.”

Canan Hanım da altta kalmazdı. Kulaklarımı kapatırdım sesinizi duymamak için:
“Aman aman. Ben de ölüp bitiyordum sanki senin için.”

Bazen salonda olduğumu, duvarın köşesine büzüşüp sizi seyrettiğimi fark ederdiniz. Kavgaya ara verip beni başınızdan defetme derdine düşerdiniz.

“Odana geç Ercan. Dersini bitir. Sonra da yat,” derdi Murat Bey, kaşlarını çatarak. Destek kuvvet gelirdi Canan Hanım’dan: “Baban doğru söylüyor oğlum. Büyüklerin meseleleri seni ilgilendirmez. Odana geç hemen.”

Yüzüm yerde geçerdim hapishaneme. Korkardım. Çok korkardım. Üşürdüm. O kadar üşürdüm ki çenem titrerdi bazen. Babaannem olsaydı saklardı beni göğsünde. Isıtırdı sıcacık kollarıyla. Sabaha kadar koynunda uyurdum ama artık yoktu. Sinerdim yorganın altına. Hemen uyumak isterdim. İnsan uyurken ne korkuyor ne de üşüyor biliyor musunuz?

Siz farkında değildiniz. Fark etseniz de umursamazdınız. 

Babaannemin yokluğunda size ayrı bir yük oldum. Benim yaşımda bir çocuk evde yalnız kalamazmış. Üst kattaki komşumuz Neriman Teyzenin gönlünü edip gündüzleri siz işteyken kalmam için yer ayarladınız. Söylediğinize göre bu işten en kârlı çıkan Neriman Teyzelermiş. Ellisine merdiven dayamış komşularımızın gece bekçiliği maaşıyla aybaşını getirmeleri kolay değilmiş. Sizden gelecek yardımla elleri bollaşırmış.

Neriman Teyzeyi seviyordum. Bana bakarken içimi ısıtırdı. Sırf ben seviyorum diye evden yeşil mercimek çorbasını eksik etmezdi. Okuldan gelince elimi yüzümü yıkar köşe taşı gibi salondaki kanepeye otururdum. Neriman Teyze çocuk özlemini bende giderir, sanki bebekmişim gibi yemeğimi kendi elleriyle yedirir, sonra da kendi yatak odasında uyuturdu. Uyumak istemezdim ama ilk zamanlar bana yabancı gelen bu evde uslu olmam tembihlendiği için uyumuş gibi yapardım. Akşam eve gideceğim saate kadar öylece yatardım.

Kadir Amca da beni seviyordu. Neriman Teyzenin altın gününe gittiği günlerde usulca odaya gelip yanıma yatıyordu. Gözlerimi açmıyordum. Kucağına çekiyordu bedenimi. Yağlı göbeğinden vücuduma yayılan sıcaklık hoşuma gidiyordu. Babaannemli günleri yaşar gibiydim.

Akşamları evimizde bir araya geldiğimizde sizi çok özlemiş olurdum. Yanınıza sokulmaya çalışır, sevilmek, şımarmak isterdim. Akşama kadar biriktirdikleri taşlarını eteklerinden bir an evvel dökme telaşı içinde olan sizler savaşı hemen başlatmak hevesiyle her zamanki gibi beni alelacele sepetlerdiniz. Hapishaneme çekilme emrimi aldıktan sonra ayaklarım geri geri gitse de odamın sessiz ve soğuk duvarları sarıp sarmalardı korkunç kollarıyla beni.

Siz bilmediniz. Bilseniz de bilmezden gelirdiniz. 

En mutsuz olduğum günlerde neredeyse çevremdeki herkes mutluydu. Kadir Amca, ben evlerinde kalmaya başladım başlayalı kahveye takılmıyormuş, bahis de oynamıyormuş. Neriman Teyzeye çok uğurlu gelmişim. Kadir Amcayla aramızdaki muhabbeti gören Neriman Teyze daha çok misafirliğe gider oldu. Biz de Kadir Amcayla yatakta daha çok yatar olduk. Bir gün beni kucağında severken canımı çok yaktı. Aynı kucakta beni teselli edip kimseye söylememem için söz aldı.

O akşam birinizden biriniz bende olmayan beni fark edip en azından ateşler içinde yandığımı fark edebilseydiniz belki salya sümük anlatacaktım yaşadıklarımı ama siz çok uzaklardaydınız. Kadir Amcayla aramızda ebedi sürecek utançlı bir sır olduğunu bilmenin yükünü almıştım omuzlarıma.

Size söylemedim. Söylesem de inanmazdınız.

Ortaokul ve liseye giderken de ikinci adresim, ikinci ailem dahası velim, Kadir Amca oldu. Ne yapıyorum ne ediyorum, derslerim nasıl, arkadaşlarım kim? Yani bana ait ne varsa her şeyi önce Kadir Amca bilirdi. Daha doğrusu o bilirdi de siz bilmezdiniz. Bazen ondan nefret ediyordum, bazen de sevdiğimi düşünüyordum. Stockholm sendromu diye bir söz duydum. Celladına âşık olmak gibi bir şeymiş. Son zamanda bunu sık sık düşünür oldum. Yıllardır yörüngesinden kopamadığım bu adama âşık mıydım bilmiyordum. Kendi kabuğumda yaşadığım gelgitler sırasında bazen aklımı yitirmekten bile korkuyordum. Hiç arkadaş edinemiyordum ancak bu yıl sınıf başkanı Mehmet hiç aklımdan çıkmaz olunca duygularımın çevrem tarafından hissedilmesinden çok korktum. Ne garip, yıllardır Kadir Amcayla büyük bir utancı yaşarken bu kadar korkmamıştım.

Mehmet kendisine olan ilgimi anlamakta gecikmedi. Sık sık buluşur olduk. Kadir Amca işkillendi.

“Dikkat et Ercan,” dedi. “Eğer benden başka biri olursa hayatında, yaşatmam seni.”

O zaman anladım ki dönülmez bir bataklığın içinde ilerliyordum ve bu bataklıktan kurtulmaya çalışmıyordum. Aksine her geçen gün beni daha çok içine çekiyordu. Size anlatıp “kurtarın beni bu bataktan” demek ister miydim bilmiyorum.

Sizden yardım istemedim. İstesem de yaralarımı sarmak için çok geç kalmıştınız.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir