Durmak Yok

by • 8 Ekim 2017 • Öykü, RıhtımYorumlar (2)293

– Deli! Deli!

Çocuk, yere çömelmiş kadının arkasından başörtüsünü çekiştirerek arsız arsız bağırmasına devam etti.

– Kulakları küpeli!

Eşarbının bir ucu ağzında olan kadın, dişlerinin sıkıldığı, çenesinin kasıldığı durumdan çıkarak bağırdı:
– Git, gelme onların yanına!

Yerdeki sarı kahverengi yaprakların kuruluğunu yüzüne, toprağın tozunu ise pardösüsünün eteklerine taşımıştı. Eğilip kalkması ile ağzından çıkan sözlerin ritmi birbirini yakalıyordu.

– Çabuk olmalıyım, çabuk olmalıyım!

Yetişmesi olanaksızdı; kopup kopup geliyorlardı yükseklerden. Hızla toprağa çarpıp üzerlerindeki yeşilimsi sarı dikenli kabuklarından ayrılan kahverengi minik yumrular… Ekim ayının sokak aboneleri, yamalı bohça hallerine bakmadan her yeri istila etme sevdasındalardı.

Çocuklar bu kez birleşerek geldiler. İçlerinden kadının pazar arabasını kapan bir çocuk “Düüt dü düt,” diye bağırarak uzaklaştı. Diğerleri peşi sıra ardından koşturdu. Başlattıkları eğlence çekişmeye dönüştü.

–     Ben süreceğim.
–     Bana ne! Ben süreceğim.

Çömeldiği yerde bir sağa bir sola dönerek otomatik makine misali yerdekileri eteğine toplayan kadın, ayağa kalkıp koşmaya başladı.

-Ellemeyin onları ellemeyin!

Bacaklarının gücünün çocuklarla başa çıkamayacağını anlayıp çareyi yalvarmakta buldu:
-N’olur getirin buraya o arabayı, bak içindekileri alırsınız falan.

Sarı ve kahverenginin tüm tonlarına kucak açmış parkın banklarında oturanlardan biri şiddetle bağırdı:
– Aa, yeter artık ama rahat bırakın bakayım zavallıyı!

Sonbaharın hüznüne uymayan çocuk sesleri, biraz daha ilerilere kayarken kadın, bir eliyle arabasını sıkı sıkı tutup diğeriyle cebinden çıkardığı fotoğrafı öperek inledi.

-Canım, canım.

Ardından yere çömelip tekrar söylenmeye başladı.

-Hızlanmalıyım, hızlanmalıyım.

Banktaki kadın merhamet dolu gözlerle yanındakine dönüp kısık sesle konuştu:
– Her sonbahar ortaya çıkar garibim. Başka zaman hiç görünmez nerdeyse.

Yanındaki alaycı bir dille yanıtladı onu:
– Deli işte! Geçen gün bir arkadaşım öbür yakada görmüş yine böyle bağırıp çağırıp topluyormuş.

Öteki üzgün üzgün konuşmasına devam etti:
-Yaşlandı artık yaşlandı, ben onun gençliğini bilirim. Ama gene de nasıl topluyor, bak şu hâline; bize on basar valla!

Diğeri alaycı tutumundan vazgeçmedi:
–   Aman bunu yağmur da engellemiyor. Geçenlerde sırılsıklam olup bayılmış da ayılır ayılmaz “Çok işim var” diyerek tekrar saldırmış yerdekilere.

Arkadaşı ayıplar bir tonla hafifçe kafasını iki tarafa salladı:
– Öyle söyleme kardeş; Allah kimsenin başına vermesin.

Yazdan çaldığı bir günü tepe tepe kullanan sonbahar akşamına kavuşurken yaşlı kadın, ahşap binanın alt katına girdi. Evin iki odasından birinin kilitli kapısını açtı. Pazar arabası içinin doluluğu kadar üstüne asılan poşetlerin yükünü çekmekten bezgin düşmüştü. Pencerelerin seviyesindeki kahverengi yığınlardan yeni gelen şaşkın hemcinslerine hüzünlü bakışlar yollandı. Kadın ardı ardına boca ettiği atkestanelerine bakıp zayıf bacaklarıyla onları tekmelemeye başladı.

-Allah’ın cezaları! Artık siz de kimseye zarar veremeyeceksiniz.

Bütün gün eğilmekten kamburlaşmış sırtını dikleştirmeye çalıştı. Sabahtan beri kaç kez baktığı sararmış fotoğrafı tekrar cebinden çıkarıp öptü.

-Merak etme yavrum. Hepsini buraya tıkacağım, kimsenin çocuğunu boğamayacaklar.

Küçülmüş mavi gözlerinden akan yaşlar pardösüsüne düşmeye başlarken yüzü daha da karardı. Yaralı yıllarının acısını suratına taşıyan derin kırışıklıklar onunla birlikte bağırdı.

– Ben nasıl oldu da göremedim o lanet şeyi ağzına soktuğunu. Ah! Ah! Allah kahretsin beni!

Ani bir hareketle pazar arabasını ve boş poşetleri alıp odadan çıktı. Sanki biraz önce dizlerini döverek ağlayan o değildi. Kapıda asılı olan lambalı çemberi eşarbının üstüne geçirip söylenerek karanlığa karıştı.

– Durmak yok! Durmak yok!

Pin It

İlgili Konular

Durmak Yok için 2 yorum var.

  1. Kemal Onur Şenel dedi ki:

    Harikasın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir