Dunkirk

by • 13 Ağustos 2017 • Film İncelemeleri, SinemaYorumlar (0)42

-Savaş Güzellemelerine Baş Kaldırış: DUNKIRK-

Ana akım sinemada her jarnın kendine ait kodlarının olduğunu artık tüm sinema izleyicileri biliyor. Konu savaş filmi olunca da durum aynı. Seyirci kendisini; tüm gücü ve onuruyla son nefesine kadar savaşan başrol oyuncusunun fedakarlık dolu dramatik öyküsünü izlemeye hazırlıyor. Peki beyaz perde için hazırlanan bu koca destansı atmosfer ne kadar gerçek? Dikkat edin gerçekçi demiyorum. Gerçek?

Savaşın onuru hakkında bize öğretilen güzellemeleri bir kenara bırakırsak; gerçekte elimizde kalan sadece iki adım ötemizde patlayan bombaların kulağımızda bırakacağı keskin ve baş döndürücü çınlama, kolumuzu sıyırıp geçen kurşunun tenimizde bırakacağı yanık hisle başa çıkarak sığınacağımız bir siper aramak olacaktır. İşte o zaman anlarız ki asıl kahramanlık, savaşın ortasında hayatta kalabilmenin kendisidir.

Konusunu tarihteki önemli bir operasyondan alan; yönetmenliğinin yanı sıra senaryosu ve yapımcılığını da Christopher Nolan‘ın üstlendiği ‘Dunkirk‘ filmi de bize savaşın ortasında hayatta kalmaya çalışan askerler için hayati önemi olan 48 saati anlatıyor.

İkinci Dünya Savaşı sırasında pek çok dönüm noktaları yaşansa da ‘Dinamo Operasyonu‘ adı verilen operasyon sayesinde İngilizlerin askeri gücü Fransa‘dan kurtulabilmiş, güçlenerek daha sonra tekrar Almanların üzerine yürümeyi başarabilmiştir. Almanlar ‘Heinz Guderian‘ komutasında 25 Mayıs 1940’da Fransa’yı işgal eder ve Naziler büyük bir hızla Fransa’nın sahil kentlerine doğru ilerler. İngilizler bölgeye Fransa’yı desteklemek için oldukça büyük bir askeri güç göndermiştir ancak, yıldırım hızıyla ilerleyen Nazilerin önünde hiçbir şey duramaz. İşte bu kritik dönemde İngiliz ordusu, Belçika- Fransa sınırındaki sahil kenti ‘Dunkirk‘e çekilir ve burada adeta kapana kısılır. Çünkü Almanlar hem Fransa’nın içinden hem de Belçika’dan bu bölgeye doğru ilerlemektedir.Heinz Guderian, Dunkirk‘ü ele geçirmek ister ve burada başka bir ordu ile birleşerek güçlü bir şekilde saldırıya hazırlanır. Ancak düşmanın bir türlü durdurmayı başaramadığı Guderian’ı Hitler durdurur.Almanlar dolu dizgin ilerlerken tam bu anda Hitler’in kesin bir emri gelir ve operasyon bir gün bekletilir. Ve böylece 48 saatlik bir gecikme yaşanır.

İşte Nolan bu 48 saatlik gecikmeyi kendi sinemasının, görsel ve kurgusal kodlarından ödün vermeyen bir anlatıyla ele alıyor. Üç farklı karakter üzerinden oluşturduğu hikaye örgüsünü müthiş bir paralel kurguyla (hava, deniz ve kara), üç eşit parçaya bölerek anlatmayı seçen Nolan, kurgu içerisinde zaman algısıyla da oynamaya başlıyor. Sahilde gerçekleşen olaylar bir haftayı, deniz yoluyla ilgili kısımlar bir günü, hava yoluyla gerçekleşen operasyonlar ise bir saatten fazla bir zaman dilimini ele alıyor.

Filmin senaryosu da alışılagelmiş Nolan tarzından uzak. Genelde karmaşık senaryoları, uzun açıklamalı diyalogları yüzünden eleştirmenleri ikiye bölen Nolan bu filmiyle yine ona dil uzatanları ters köşe etmeyi başarıyor. Olabilecek en az hikaye ve diyalog ile izleyiciye nefes kesen ve tatmin eden bir sinematografi sunmayı amaçlayan Nolan; Dunkirk’de olay öyküsü anlatmaktansa(giriş-gelişme-sonuç), durum öyküsünü ele almayı tercih ediyor ki bir savaş filmi için yapılabilinecek en iyi nokta atışını yapıyor. Minimum diyalog içererek savaş aksiyonunu ve hayatta kalmayı odak noktasına alıyor usta Yönetmen. İlk defa bir Nolan filminde net bir başrol oyuncusu yok. Karakterleri kişisel olarak tanımamız, geçmişlerini öğrenmemiz ya da onlarla özdeşleşmemiz gerekmiyor. Filmin odak noktası Hitler Almanyası tarafından köşeye sıkıştırılmış 400 bin askerin insani ya da milliyetçi duygularla Dunkirk’ten bir an önce tahliye edilmesi. Öyle ki karakterlerden birinin ölüm sahnesinde hiçbir duygu hissetmiyoruz. Odak noktamız oyunculuklar; özellikle savaş travması yaşayan askerlerin içi boş bedenler olduğunu, Nolan’ın yakın planlarla bize gösterdiği gözlerdeki korku ve dehşet izleyiciye geçiyor.

Sonuç olarak kahramanlık nidaları atarak ortalığı kırıp geçiren destansı savaş filmleri yerine; bir sahilde aç, susuz, umutsuz, her bomba patladığında kulaklarını elleriyle tıkayan, korkmuş ve her açıdan tükenmiş gerçek savaşın gerçek mağdurlarının kurtuluş mücadelesini izlemek istiyorsanız ‘Dunkirk’ izlenecekler listenizde olması gereken bir savaş draması.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir