Dokuzdolanbaç (IX.Bölüm)

by • 3 Mayıs 2015 • Devamlı Öykü, RıhtımYorumlar (0)695

Artin doğduğunda savaş başlamamıştı toprağında yeri yurdu belli Mıhçıyan’ların dördüncü çocuğu olarak güneşin toprağı amansızca kavurduğu bir ağustos sabahı açtı gözlerini dünyaya.  Anası Aşhen  nakışlı doğuruyordu çocuklarını. Sıralı; bir kız bir oğlan doğmaları değildi Mıhçıyan’ların nakışlı diye nam salmalarının sebebi,  bütün çocukların sağ üst baldırlarının arkasında aynı doğum lekesi vardı. Yuvarlak çeperleri çentikli açık kahverengi yaklaşık beş santim çapında bir leke.

-Melek kanadı değmiş buna da!

dedi, ebe yıkarken Artin’i,

-Eksik olmasın ensesinden her daim meleğin nefesi!

Artin emzikli bebekken koptu kızılca kıyamet,  sürgünü hatırlamaz bu yüzden Sipil dağında günlerce aç susuz dolandıklarını hatırlamaz, babası Artem’in ailesine son kez bakışını anımsamaz, kardeşlerinin hastalıktan ve açlıktan teker teker öldüğünü anası Aşhen’in ailesinden kalan tek şey olan Artin ölmesin diye bileğini kesip bebeği kendi kanıyla beslediğini hatırlamaz. Hekal dağının düdenlerinde yankılanan çığlıkları ve sinek çayının günlerce kan aktığını bilmez. Aşhen’in aklını yitirmiş halde kucağında Artin’i sıkıca tutarak Sipil dağının zirvesinden uçuruma atlamak üzereyken bir anda, gökten inivermiş gibi arkasında bitiveren

“Bacım etme, bebeye yazık günah” diyen, çok uzun kara yağız  bir adam yüzünden hayatlarının kurtulduğunu  hatırlamaz.

-Bacım etme, bebeye yazık günah!

Aşhen deliliğin sınırında umutsuzluk ve kederden koyulaşmış gözlerini taşıyan, kirden güneşten kararmış yüzünü çevirdi sese doğru. Adam o kadar uzundu ki yüzünü görebilmek için başını yukarı ,gökyüzüne bakacakmış gibi kaldırmak zorunda kaldı. Yarım yamalak işleyen aklını saran korku vahşileştirdi bakışlarını. Uzun adam

-Bacım korkma zararım gelmez size, etme bebeye günah! diyerek elini uzattı.

Uzun adamın bileğine sarılı çaputa takıldı Aşhen’in gözü, adamın gözlerine baktı tekrar, kendisine uzatılan kocaman ele baktı.

-Güneş çok yükseldi, kavrulacak sabi, al su, iç biraz.

Aşhen suya uzattı elini, uzun adam bileğinden kavradı çekip aldı kadını uçurumun kenarından.

-Korkma zarar vermem size bacım, gel bir gölge bulalım, bu zalimin derdi hiç çekilmiyor.

dedi güneşi işaret ederek. Aşhen gökyüzüne baktı boz kanatlı bir üveyik daireler çiziyordu bulutsuz bir gündü.

-Herkes öldü

dedi bayıldı. Uzun adam kadını omzunda, bitkinlikten sesi çıkmayan bebeyi kucağında taşıdı sığınacak bir gölgelik bulana kadar. Sırtında taşıdığı heybedeki eşyaların arasından bir şeyler çıkarıp ezdi karıştırdı, bebeye eliyle yedirdi, baygın yatan  Aşhen’e baktı, bileklerindeki kesiklere göz attı başını salladı iki yana, otlar çıkardı heybesinden ufalayarak yaralarına sardı. Aşhen uyandığında uzun adam Artin’e kaşık olarak kullandığı bir yaprakla su içiriyordu.

-Susuz kalmış sabi, dayanamaz yola, can tutması gerek bacım, biraz konaklayalım burada, sabi açsın gözünü bir hal-yol bakarız sana.

Uzun adam günler boyu  dağdaki kovukta baktı Artin’e ve anasına, suya çenterek Aşhen’e içirdiği muskat sayesinde dördüncü gün süt yürüdü Aşhen’in kurumuş memelerine, bebe sütü yedikçe canlandı.

-Nasıl düştünüz buraya bacım?

Eliyle dağın ilerisini işaret etti Aşhen.

-Nereye gidersin peki?

Artem Maraş’a gidin demişti karısına,  kocasının akrabaları vardı gitse bulabilir miydi onları yerlerinde bilemedi.”Maraş” çıktı ağzından.

-Sende mi kaçıyorsun göçten?

-Yok bacı, ben yürüyorum, taş dur diyene kadar yürüyorum.

-Adın ne senin efendi?

-Ali, Mirzabey’lerden Ali…

Uzun adam gözlerini kıstı bunu söyledikten sonra dudakları gerildi yere baktı. Aşhen  acının uzun adamı ele geçirişini izledi, sormadı, deşmedi göğe helva götürecekmiş gibi duran heybetli adamı on-on bir yaşında bir oğlan çocuğuymuş gibi ufaltıveren kederin sebebini.

-Tanıdığın bildiğin kimse var mı oralarda?

-Kocamın akrabaları var…

Mirzabey’lerin Ali’si günlerce süren yolculuk boyunca Artin’i kucağında taşıdı Maraş’a. Konakladıkları yerlerde “karım, çocuğum” diyerek tanıttı insanlara. Ne gözünü sürdü ne elini Aşhen’in namusuna.Gel gelelim Maraş’a vardıklarında ne sığınacak kapı kalmıştı ne de akraba. Ali tesadüfen, göçten kaçmaya çalışan bazılarının Sarız’da dağa çıktıklarını öğrendi . Sarız’a böyle vardı Artin, tuhaf bir tesadüfün sonucunda, uzun adamın kucağında. Aşhen çökerek ellerine kapandı uzun adamın.

-Beyim, ödeyemem hakkını, helal et.

-Helal-i hoş olsun, sen bacımsın dünya ahret bu sabi de yeğenim.

Uzun adam birkaç gün konaklayıp dinlendikten sonra yola düştü yeniden. Aşhen, Mirzabey  Ali’yi bir daha görmedi.

Bin kişilik Mıhçıyan boyundan kalan yaklaşık yüz kişi dağda yaşadı savaş bitene kadar, Aşhen kocasının uzak kuzenlerinden Arman ile evlendirildi. İki yaşında bir kız bebe ile savaşın ortasında kalakalmış Arman için büyük lütuftu Aşhen’in anaçlığı, kız bebeyi bağrına basıp kendi çocuğundan ayırmadan koruyup kollaması, başkasının çocuğunu öz anası imiş gibi sevebilme gücü çok rastlanmayan bir özelliktir dişi kişide. Arman bu nadir rastlanır hale çor değmesin diye  sevdi Artin’i, ayırmadı ne ilk karısından olma kızından ne de Aşhen’in doğurduğu çocuklarından. Artin pek iri yarı değildi ama canı içinde kuvvetli bir çocuktu. Neşeli bir mizacı vardı ve büyüdükçe mezzak bir adam olacağını konuşmayı söker sökmez belli etti.

Terziliği Arman’dan öğrendi Artin, savaş bitince Sarız’a küçük bir dükkan açtı Arman, çırak olarak başladı Artin babasının yanında, terzi oldu yıllar yıllara yaslandıkça. Arman’ın gözleri genç yaşta görmez olunca dükkan Artin’e kaldı babadan yadigar. Kimse söylemedi Artin’e babasının Arman olmadığını öyle çok acı vardı ki geçmişte herkes geçmişi , olanları ve sonuçlarını dillendirmekten imtina etti.

Mıhçıyanlardan kalanlar Sarız’da içine kapalı yaşam sürdürdüler uzun yıllar. Kendilerinden olmayanlar ile ticaret ilişkisinin ötesine geçmedi tanışıklıkları, kız alıp vermediler mesela, bütün çocuklarını ötekilere gönül kaydırmasınlar diye sıkı sıkı tembihleyip öğütlediler. Düşmanlık aleni değildi lakin görünmez dillenmemiş kurallar bütünü hakimdi birlikte yaşamanın çatışmaya dönmemesi için. Savaşı gören nesil için kolaydı. Bir şeye canlı tanık olup zararına katlandığında ondan uzak durmanın gerekliliğini, iç ses fısıldardı zaten sürekli. Gel gör ki olayları başkasından dinleyip, tembihlenenler için; anlamak zordu çoğunluğun taleplerini. Durumun hassasiyetini, konunun vehametini anlamayınca kolay gelir insana her şey. Artin, Fehime’ye gönül düşürdüğünde toplumunun aklına işleyip beynine kazımaya çalıştığı öğütler, irkilmiş kuşlar gibi bir anda kanatlanıp uçtu gitti. Bozkırlar gibi sarı, pembe beyaz tenli iri yarı olmayan lakin güçlü kuvvetli bir genç adam olan Artin, Fehime’nin kendisine gülümseyişine vuruldu. Elinde bir tepsi börek komşularına yürüyen Fehime dar ve taşlı ara sokakta babasına öğle yemeği götüren Artin ile karşılaşınca leçeği yüzüne örtmeye gerek görmemiş oğlanın gözlerinin içine bakıp gülümsemişti. Göçten epeyce sonra doğmuştu Fehime acıyı kederi sadece anlatılanlardan bilenlerdendi. Ne bilsin dar ve taşlı bir sokakta komşuya börek götürürken bir ermeniye gülümsemek hayatını geri dönülmez bir biçimde değiştirecek? Ne bilsin Artin ile tay olan ağabeyi Kemçük peşinde kızı izlemekte gizlice, ne bilsin? Bilse gülümsemez Artin’e leçeğini örter tüm yüzüne, savuşurdu taşlı sokaktan çabucak. Artin bilse Kemçüğün kızkardeşinin peşinde olduğunu taşa kök salmayı başarmış gibi durmazdı dakikalarca kızın arkasından bakakalıp, ayaklarına laf geçirir yürümeye ikna ederdi onları ne pahasına olursa olsun.

Kemçük kız kardeşi evlenme çağına geldiğinden beri takip ediyordu Fehime’yi. Aslında bir sevdiği var ise ailesini uyarmak kızın istediği birine varmasını sağlayacak şekilde hareket etmek idi hevesi. Birine gülümseyeceği aşikardı ya Fehime’nin Artin’e değil…
“Artin olmaz, Artin olmaz, Artin olmaz” diye söylendi durdu.
Kasketini yere çaldı sinirden üstünde tepindi. Babaları bir ermeniye kız vereceğine yatırır keserdi Fehime’yi aslında Kemçüğe kestirirdi bacısını…

Artin, Fehime bir kapıyı aralayıp içeri girene dek ardından baktı kızın, gülümseyişini düşündü sürekli, leçeği örtüp kaçmaya çalışmadan gülümseyerek yanından geçişini tekrar tekrar canlandırdı aklında. Her düşündüğünde zihni biraz daha ayrıntı ekledi masum bir gülümseyişle yanından geçip giden ceylana. Yüzüne bir pembelik geldi genç adamın yürüyüşü daha bir havalı oldu sanki. Kıza bir daha nerede nasıl rastlarım diye tasalara düştü.

Fehime ağabeyinin kendisine neden kızgın olduğunu anlamlandıramadan, ailesi ise sus-pus olmuş gevezeliği ile nam salmış Kemçük’ün hırçınlığını, durağanlığını , öfkesini evlenme yaşının geçmesine yorarak , Kemçük ise bacısı ile ermeni arasında olanları kabullenmeye çalışarak geçirdi bir ay zamanı. Kemçük emin olmak istiyordu, taşlı sokakta olanlar Dokuzdolanbaç’ta Fehime’nin adının kahpeye çıkmasına yeter artardı ya, Kemçük emin olamıyordu ve bu belirsizlik uykularının kaçmasına uyuduğu kuşku dolu zamanlarda ise kabuslar görmesine sebep oluyordu. Tarladan eve dönerken bile takip ediyordu kızı.

Artin kızı bir yerde gördüğünde verebilmek için ipek bir mendil taşıyordu cebinde. İpek mendilin dokununca yarattığı his kızın gülümsemesinin yarattığı his ile eşdeğerdi. Defalarca aynı sokağa gittiği halde Fehime’ye rastlamayan Artin,  karşılaşmalarından  otuz üç gün sonra kızın dükkanın önünden geçmesiyle sevince boğuldu. Fehime dükkanın önünden geçerken duraklayıp içeri bakmasa fark etmezdi Artin ama Fehime dükkanın önünde durdu içeriye baktı sonra yürüyüp taşlı sokağa girdi. Artin kız gözden kaybolana dek izledi onu sonra hızlı adımlarla sokağa doğru yürüdü.

Bir saçağın altına saklanıp sinmiş olan Fehime “şşşştt” demese Artin fark etmeyecekti kızı yürüyüp gidecekti  yokuş boyu.

-Şşşştt

Artin kıza doğru yaklaştı çabucak cebinden ipek mendili çıkararak kızın eline tutuşturdu, kız gülümsedi. Artin eğilip kızın yanağına bir öpücük kondurdu. Fehime kıkırdadı. Artin ateş basan yanaklarının, içinde kaynayıp fokurdayan kanının ve kızın gülümsemesinin saçtığı o tarifsiz mutluluğun keyfini sonsuza kadar sürmek istedi fakat köpekler havladı, bir kapı açıldı ikisi de telaşlandılar. Fehime leçeği sardı yüzüne hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladı. Artin dükkana doğru koşar adım savuştu.

Kemçük kasketini çiğneyerek seyretti olan-biteni artık emindi. Dedikodu olmadan, bu iş geri dönülmez yollara sapmadan, bacısının adı kahpeye çıkmadan, aile  ölüm emri vermeden, Kemçük bacısını öldürmek zorunda kalmadan, kimseler duymadan, görmeden, bilmeden bu işe bir son vermesi gerekti.

Herkesin iyiliği için…

-sürecek-

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir