Dokuzdolanbaç (II.Bölüm)

by • 6 Mayıs 2014 • Devamlı Öykü, RıhtımYorumlar (0)1188

BÖLÜM II: AYNALI 

Maham Fate dul kaldığında Aynalı dört yaşındaydı, Samim sekiz. Abbas’ın soyha’sı şişti önce. Donlara pantolonlara şalvarlara sığmaz oldu. El değmez bir yerlere girmez oldu. Abbas’ın soyhası şişti önce, durduğu yerde bağırır oldu. Abbas’ın beyni şişti de şişip patlamadan önce soyha’sı şişti, ölmeden hemen önce de koptu. Maham Fate hiç beddua etmedi bu olaydan sonra, en son Abbas’a “soyhan çürüye” demişti.  Yoksullukta olağandı ölüm, sıradışı olansa yaşamak.

Maham Fate kucağında Aynalı, elinde Samim,  üstünde bir yelek, sırtında arabana,başında oyalı bir beyaz çit; yoksulluğun uç beyliğine sığındı.

Çocuklarının üstünü örtecek yorganı bile yoktu nerede kaldı kap kacak. Yoksulluğun uç beyliği seve seve kabul etti açlıkla mücadelesine Maham Fate’yi.  Döşek yorgan kap kacak leğen bulundu, dağ sınırında uç beyliğin en dışında sarp kayalara yaslanmış terkedilmiş harabe sayılacak dört duvara konuldu. Fate sokaklarda kalmamış oluşuyla avundu.

Maham Fate düğünlerde kınalarda nişanlarda arabana çalar, şarkı söyler. Kocası varken de işi buydu, şimdi de. Sesi güzel değil ama toylarda kadınlara çalıp söyleyecek başka kimse yok, haremlik/selamlık eğlencenin harem kısmını eğlendirecek başkası yok bu civarda. Fate çalar arabanayı, söyler;  türküler,oyun havaları, Samim bahşiş toplar. Aynalı gizlenir annesinin arkasına, siper eder annesinin ufak bedenini kendine anlamaz insanların ona neden böyle dikkatli baktığını, bilemez, saklanır bakıştan korunmak için dört yaşında bile. Aynalı’yı kundak bebesiyken ekmek pişirmek için yaktığı üç ayaklı sac altındaki ateşe düşürmüş Fate, anasının kucağından yuvarlanıvermiş Aynalı yüzüstü düşmüş ateşe, o nasıl yanmak; görsen için dağlanır. “Yaşamaz bu” demişler yaşlı kadınlar toplanıp;  “hiç bel bağlama”  demişler Fate ye. Ne yapsın bilememiş Fate, kucağında bebek; ağıtları yeri göğü yırtmış.

Ah’! bebecik günlerce gecelerce ağlamış, Ne zaman ki ‘Şıh Ali’ duymuş yanığı; saf zeytinyağına saf sabun rendeleyip içine başka şeyler katmış da yollamış sürmüş Fate bebeciğine , susmuş Aynalı, susmuş emmiş yine anasını yarısı yanık dudaklarıyla, ölmemiş.

Şıh Alinin adı boşuna Şıh değil’ Bir gözü neredeyse alnının ortasında, göz kapağı yanmış-kapanmıyor tek gözü- kaşı kirpiği yok, yanık kısımda saçı kafasının ortasından çıkan  ağır yanık  aynalı ‘Şıh Ali’ yüzünden yaşamış.

İnsanlar çok dikkatli bakarlar Aynalıya utanmaz,çekinmez, gözlerini ayırmazlar hele çocuklar; çocuklar Aynalı’nın etrafına toplanır anlamaz gözlerle süzer cevaplayamayacağı sorular sorar, kızı itip-kakar, tükürür, dudaklarının yarısının olması gereken yerdeki boşluğa bakıp şeker yiyip yiyemediğini, neredeyse alnının ortasındaki gözünün görüp görmediğini sorar, acımaz, gerçekleri zalimce söyler, garabet olduğunu öleceğini, çığlıklar eşliğinde birbirlerini de gaza getirerek anlatırlar. “Sen çirkinsin bizimle oynayamazsın” diye bahane olabilir mi? Çocuksan olur işte.  Akranlarını gördü mü oynamak için yanlarına gitmek yerine kaçmaya başlaması saklanarak yaşamaya başlaması, adının Aynalıya çıkması  -Camal- ve aynası yüzünden. Aynalı; Mevlüde olarak geldiği dokuz yaşında, Camal’in nereden bulmuşsa yüzüne tuttuğu küçük yuvarlak aynada kendini görünce irkildi, “hiii !!!” fırladı çıktı boğazından, vurdu Camal’in eline tüm gücüyle vurdu da kaçmaya başladı yere düşüp yuvarlanan ayna kırıldı. anasından izinsiz aynasını alan ‘Camal’ yiyeceği dayağın korkusuyla Aynalı’nın peşine verdi, kızı yakalayıp hırpalasa sanki dayak yemeyecekmiş gibi kovaladı uzun süre Mevlüde’yi ama yakalayamadı.

Mevlüde;  Aynalı oldu bu olaydan sonra, eve kapandı çıkmadı bir daha insanların karşısına. Düğünlere gitti sadece, başta ona da direndi ama Samim leyli meccani ortaokula gitmişti bahşiş toplayacak kimse yoktu.

Ah Samim! nasıl güzel bir çocuk; beyaz ten mavi göz, gür siyah saçlar, pembe yanaklar; nasıl güzel bir çocuk o Samim, bakmaya doymaz insan. Abbas’a benzemiş Samim -kaderi benzemesin delirip de öldü Abbas- Aynalı  ise Fate’ye benzemiş, -kara kara kapkara, kuru kuru kupkuru- bir kadın Fate, geniş alınlı, sivri çeneli, ince dudaklı  kendini bileli elinde bir sarma cigara, sapsarı kemikli parmakları tütünden, kırış kırış olmuş yüzü genç yaşta soyaçekimden.  Aynalı Fate’ye benzemiş Abbas’a değil bir de yanmış üstüne!! Aynalı saklanıp gizlenirken bahşiş toplarken mesleği öğrendi annesinden,  üstelik Aynalının sesi de güzel. Hediye’nin kınasında öyle söyledi ki;

“Kınayı getir aney,

Parmağın batır aney,

Bu gece misafirem,

Koynunda yatır aney.”

Kırış kırış toyluk entarilerini sandıktan çıkarıp o haliyle giymiş bütün kadınlar gözyaşları döküp bumburuşuk zıbınlarına, yaşlarını silip ıslattılar yenlerini. Kele bacım; Aynalı nın sesini duyan herkes ağladı. Sesi sarp kayaları parçaladı hani elleri olsa dağların göğüslerine vururlardı. Dokuzdolanbacın kavakları kırılacaklarını bile bile eğildiler saygı ile. Hediye’nin kınasından sonra Maham Fate sadece çaldı ‘Aynalı’ söyledi, Dokuzdolanbaç dinledi ağır yanık Aynalı’nın yanık ama yanmamış sesini. Düğünler dışında tek göz dört duvarda oturan Aynalı insanlara karışmak yerine sarp kayalara doğru tırmanıyordu.  Nefes almak için… Dağlara vurdu kendini ağaçlar, kuşlar, kayalar , toprak korkuyla karışık bir nefretle bakmıyorlardı ona. Dağlara vurdu da kendini kaçtı görüntüsünden, unuttu Aynalı olduğunu, kendini Mevlüde sandı. İnsan görünce kaçıyordu vahşi hayvanlar gibi, acıtıyordu insanlar artık acımayan kanamayan yerlerini.

Dağlarda dolaşıyordu kız tek başına, öğrenmişti patikaları, uçurumları, obrukları, kovukları… Yirmibeş yaşına geldiğinde Bayram ile karşılaştı patikada. Oğlan birdenbire burnunun dibinde bitiverdi Aynalının. Çok sessiz yaklaştı, Aynalıyı görünce baktı sadece. Ağaca, kuşa, toprağa, nehire bakar gibi; nasıl baktı biliyor musun Bayro?? Her-şey yolundaymış  yanlış, eksik, kusurlu, acıklı hiçbir şey yokmuş gibi. Aynalı Aynalı değil de Mevlüde imiş gibi, hilkat garibesi değil de insanmış gibi. Yarısı yanık dudaklarıyla gülümsedi Aynalı. Her şey sustu Aynalı gülümseyince, yer gök taşa kesti de Aynalı’yı seyretti. Bir-şey tüm sesleri emdi de Aynalının gülümseyişi sabitlensin istedi, sanki gücü yetmedi.

Bayro  Aynalıyı gülümsetti; tanrı utanmadı kendini affetti.

Bayro cebine atıp elini dut kurusu çıkardı bir avuç uzattı Aynalı’ya, yiye yiye bakıştılar, o ikisi böyle tanıştılar. Bayro zor doğum kurbanı, ters gelmiş.  Çok yer az konuşur,  gördüğü şeyin ne olduğunu anlaması uzun sürer. Kendi kendine gezer durur. Epeyce yaşlı anası ile birlikte yoksulluğun uç beyliğinde yaşar öğretmen abisinin gönderdiği para ile geçinirler. Ceplerinde hep yiyecek bir şeyler olmak zorunda Bayram’ın yiyecek bitince çok sinirlenir Bayro, bağırmaya başlar, bu yüzden bütün şalvarlarının cepleri cep değil torba büyüklüğündedir.  Aynalı ile karşılaştığında dut kurusu vardı ceplerinde, çıkarıp uzattı kıza bir avuç. yediler karşılıklı bakışarak. Her karşılaşmalarında başka bir yemiş çıkardı Bayro cebinden karşılaşıyorlar mıydı? buluşuyorlar mıydı? muamma.

Yanyana oturup bir kayaya; elma kurusu, kabe darısı, ceviz, kuru üzüm, pestil, dut kurusu yediler birlikte.

İnsan gözünden uzakta dağlık alanda gökyüzünün rengine aldırmadan oturabiliyordu bu ikisi işte. Oturuyorlar yemiş yiyorlar birbirlerinden rahatsız olmuyorlardı. Bu yaşamlarında daha önce rastlamadıkları bir şeydi, ikisi de nefes alan tüm iki ayaklıların tacizlerinden gebeydi. Bayro uzun uzun dik dik bakmıyordu Aynalıya, Aynalı odun kafalı oluşunu yüzlemiyordu Bayram’ın. Yanyana oturdukları iki kişilik düz kaya üzerinde oturan şeylerin ‘dinginliğine’ şahitti, gene de konuş desen; susar iç çekerdi. Bayro  üveyikleri gösterir ‘kuş’ derdi. Aynalı bazen türkü söylerdi. Bayro “Camal  kötü” derdi, Aynalı Camal’in aynasını anımsar ürperirdi. Aynalı bakar Bayro’ya sevinirdi. Aynalı kendinden sekiz yaş küçük Bayro yu yavuklu bellemişti. Başlangıçta kızın kendisine dokunmasına izin vermeyen Bayro zamanla alışmıştı kıza ve elini tutmasına. O gün Aynalı tuttu bayramın elini kalbinin üzerine koyup; “çok hızlı atıyor” dedi. Memeye değen elini çekmeye çalışan Bayro; Aynalı’nın bırakmaması üzerine memeyi avuçlayıp sıkmış; “hee meme, hee meme” diye yüksek sesle tekrarlamıştı. Aynalıyı hiç böyle ateş basmadıydı. kara teni bordoya çaldı, çarpıntısı bitmek bilmedi. “hee meme, hee meme” diye tekrarlayan Bayro yu işittikçe isteklendi. “sen benim kocamsın” dedi  Bayro’ya; ilk o zaman söyledi, nasıl yürekten söyledi, nasıl minnetle söyledi. Ağaçlar duydu bir de kaya; içlerini çektiler.

Bayro mu? Bayro  “heee” dedi. Aynalı Bayro’nun söylediği   binlerce hee nin arasında  bu  “hee” den sonra aşık oldu, Aynalı o “heee” den sonra iflah olmadı. evin erkeğin çocuğun hayallerini kurmaya başladı. Ne desen “hee”diyebilen  Bayro bu ayrıntının farkına varmadı. Yanyana oturdular, dut kurusu, elma, ceviz, fındık , kabe darısı yediler  sonra tuttu elinden eve getirdi Bayram’ı.

Maham Fate içine bataklıktan toplayıp kurutarak destelediği sazları yerleştirdiği minderin üzerine oturmuş, eğri büğrü sardığı cigarasını tüttürüyordu geldiklerinde,  ufak gözleri büyüdü ikisi elele kapıdan içeri girdiğinde. yüreğine bir taş daha oturdu taşıyabilirmiş gibi. Hiçbir şey sormadı. Düğün falan olmadı, herkesin toyunda çalmış söylemiş Maham Fate ve Aynalı’yı tebrik eden, “herli olsun” diyen de çıkmadı. Bayro; Aynalı ve Maham Fate ile yaşamaya başladı. Fate bayronun anasına gitti durumu anlattı, Hüsne’nin delisi böylece içgüveysi  geldi Fate’nin ocağına. Söylenti yoksulluğun uç beyliğinden yayıldı Dokuzdolanbaç’ın her yerine, konuştu durdu insanlar fikirlerince Aynalı ve Bayro gibi hilkatların yaşaması ve insansı dürtüler taşıması yasaktı, bununla beraber bu ikisi anca birbirine yaraşırdı. Bayronun erkekliği, Aynalının kadınlığı, olursa çocuklarının neye benzeyeceği ile ilgili alaycı sözler havada uçuşuyor, acımıyor; hilkatlarla eğleniyorlardı hep olduğu gibi. Duymadı Aynalı söylenenleri aşıktı, aşk kulakları tıkardı dış seslere, sadece kalbin fısıldadıklarını duyardın.

Aynalı her gece yatmadan önce ve her sabah uyanır uyanmaz aynı döşekte yattığı bayrama  ”sen benim kocamsın” dedi, “hee” olarak geldi cevap, Aynalı sevindi.  Hani bademler çiçek açar ya ağaç çok sevinçli görünür  bakanın gözüne, öyleydi Aynalının sevinci, ağacın neşesi gibi.

Maham Fate aynı döşekte yatan tanrının terk ettiği bu ikisine umutsuzluk ve acıyla bakıyor, Bayro’nun kocalık vasfı olup olmadığını kendince tartışıp, kararlayamıyor, geceleri gelin güvey olsunlar diye duvar dibindeki şilteye sinip, iyice yapışarak duvara çıt çıkarmadan yatıyordu. Aynalının yeni gelin neşesine kıymaya dili varmıyor içi acıyor ama cesaretini toplayıp -bunun olmayacağını- söyleyemiyordu. Aynalının hevesini kırmaktansa susup gözyaşı döküyordu Fate.

Aynalı her gece tutup Bayro nun elini kalbinin üzerine koyuyor, Bayro “hee meme, hee meme” diye mıncıklıyor Aynalı yanıyor, Bayro uykuya dalıyordu. Aynalı yirmi altı yaşında görüp görebileceği tek erkek; odun kafa Bayro nun horultularını gülümseyerek dinliyor, memesinin üzerinde duran el orada kalsın diye hiç kıpırdamadan duruyordu. Ölü gibi yatıyor, elden memeye geçen sıcaklıkla avunuyordu.

Bayro bir gün pembe bir toka getirdi annesinden Aynalıya, plastik basit bir toka, cebinde getirdi, kabe darılarının arasından çıktı toka, Aynalı ‘hiiii’ diye çığlık atıp tokayı yanmamış sağ taraftaki bir tutam siyah saça taktı. “hee” dedi Bayro.

Aynalı gülümsedi bütün dünyaya yetecek kadar.

Tuttu bayronun elini kalbinin üzerine koydu, “heee meme” dedi Bayro, tanrı dünya kadar gülümseyen Aynalıya baktı da gözyaşlarını yağmur diye Dokuzdolanbaca yolladı.

Her sabah düzeltti elleriyle saçlarını Aynalı, pembe tokayı gülümseyerek taktı.  Ayda bir kez hamama yıkanmaya nereden baksan dört kilometre yolu yürüyerek giden Maham Fate bayro geldikten beş ay sonra hamam dönüşü eve yaklaştığında duyduğu Aynalı’nın çığlıklarına koştu, yolu olmayan sarp kayalık üzerindeki izbeye ayağında siyah lastiklerle koşarken kaydı, ağzına burnuna dolan çamura başını çarptığı taşın alnını yarmasına aldırmadı, üstü başı bohçası çamura batmış halde kendini içeri attı;  Aynalı Bayro’nun başında çığlıklar atarak ağlıyor, Bayro döşekte çıplak, çırılçıplak, Bayro mosmor nefes almıyor, Bayro soyhası dik dimdik ama ölü.

Aynalı;  Fatenin yokluğundan istifade çıkmış Bayro nun üzerine, çıkmış üstüne, Bayro nun kalbi  dayanamamış ,heyecana dayanamamış. “hee, hee, hee” ; boğuk hırıltılara dönüşüp  sestirmez etmiş bayramı. Mosmor cansız altında yatan Bayram’ı Aynalının çığlıkları bile uyandıramamış. “Bayrooo, Bayrooo” diye haykıran Aynalının sesi dağı taşı yarmış gökyüzüne ulaşıp tanrıya batmışsa da kulların hiçbiri Maham Fate hamamdan dönene dek duymamış. Fate kaldıramadı Aynalıyı ölü bedenin üzerinden, Aynalı ağlıyordu ağlıyor haykırıyor Bayram’ın adını tekrarlıyordu;

“Bayro Bayro  nere gittin? uşak olacaktı, Bayro Bayro nere gittin bebem olacaktı.”

Fate kaldıramadı Aynalıyı bayramın ölüsünün üzerinden gitti yardım çağırdı, koşuşup doluştular yoksulluğun uç beyliğinden viraneye, sarıp bir battaniyeye kaldırdılar Bayro’nun  mosmor ölüsünü.

Aynalı on gün sonra Bayro ile oturup yemiş yedikleri taşın yanındaki bir ağaca kendini astı.  Tanrı bunu gördü ve derin bir nefes aldı.

Cesedi ertesi gün bulan avcı  Donee Fedli  diğerlerini çağırmak için havaya ateş etti, sonra tüfeğini yere bırakıp Bayro ve Aynalının hep oturduğu taşa çöktü, Aynalı’yı aramaya çıkan diğerleri gelene dek biraz ağladı.

-SÜRECEK-

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir