Dişil Eril Maske

by • 10 Haziran 2015 • Köşe, RıhtımYorumlar (0)2283

Dişil Eril Maske

“Maske”yi, kişinin oynadığı rol veya hem kendisine hem de çevresine karşı takındığı davranış (ruh bilimi) olarak TDK tarafından açıklanmış olan olgu olarak ele alalım. Burada sizlere anlatılmak istenen durum, kişinin maskeyi kendi iradesiyle, kabullenmiş olduğu ahlak çerçeveleri içerisinde sergilediği rol olarak anlatılmaktadır. Yani “id üzerine geçirilen bir maske mutlaka vardır” önermesini sunar bizlere.

Kısaca psikanalize bakacak olursak, kişinin maske taktığı şeyleri aynı şeye işaret ediyor. İstekler maskeleniyor, dışarı farklı şekillerde yansıtılıyor. İğdiş edilme korkusu yaşayan eril kişiler ve “neden beni iğdiş ettiniz?” diye düşünen dişil canlıların itkilerinden yola çıkıyorlar ve tek gerçek fallus olarak betimleniyor. Tabii hâl bu iken, kimse maskesinin ardındaki kişiyi (id’i) göstermek istemiyor çünkü kabul edilen ahlakın dışında bir kişilik ortaya çıkıyor.

Örneğin, uzakta on kişilik bir topluluk görelim, bunlardan bazıları eril ve bazıları da dişil olsun. Şimdi gördüğümüz bu grubu bir başkasına anlatmaya çalışalım;

  1. Orada on kişi gördüm. (Orada tanımlayamadığım, herhangi bir genellemeye dahil edemediğim on kişi vardı. Kişi dediğime de bakmayın, kişiliklerini gördüğümden değil, on adet beden gördüğüm için bunu söyledim.)
  2. Orada kadınlı erkekli on kişi gördüm. (Orada bir arada duran kişilerin amaçları fallus paylaşımı yapmak olmalı. Dişil olanlar eril olanlara gıpta ile bakıyordur eminim. Yaratılışımızda paylaşıma açığız, onlar da paylaşım amaçlı toplanmış olmalılar.)
  3. Orada kalabalık bir aile gördüm. (Kalabalık bir aile çünkü toplum içerisinde her karşılaştığımız aile birey sayısı kolay kolay on kişilik olmuyor. Onlara aile dememin sebebini bilmiyorum fakat duruş biçimleri beni deneyimlediğim hayatta onların aile olduğuna ikna etti.)
  4. Orada bir örgüt kuruluyordu. (Bu kadar insan bir araya geliyorsa kesin bir şeyler karıştırıyorlardır. Mevcut düzenden hoşlanmadıkları belli (belki ben de şüphelendiğim için bana öyle geliyordur) ve derhal sistemi düzeltme yönünde örgütlenme kararı almışlar.)
  5. Orada insanoğulları toplanmıştı. (Canlı türü olarak ilk baktığımda onların insanoğlu olduğunu söyleyebilirim. Gördüğüm şeyi anlatıyorum, o anda algıladığım şeyi… Aralarında üstüninsan, ermiş vb. başka bir şey var mıydı, olsaydı da o varlığa “insanoğlu” adından başka bir ad verir miydik bilmiyorum ama insanoğullarını gördüğümü düşünüyorum.)
  6. Orada dokuz ceset ve bir uyanık gördüm. (Her biri ile göz göze geldiğimi hatırlıyorum. Aralarından sadece bir tanesi hayat ışığını gözlerinden dışarı yayıyordu. Diğer dokuzu için yorum yapmaya bile gerek yok.)
  7. Astigmatım var. (O on kişiyi görmüş olsam dahi, benden dışarıda olan nesneler hakkında bir yorum yapma hakkına sahip olmadığımı düşünüyorum. Merak ediyorsan lütfen sen git bak incele ve bu dünyevi işlerle beni meşgul etme.)

Bu örneklendirmeler sınırsız şekilde sunulabilir. Biz bu yedi tanesi ile idare edelim ve bakış açımızı biraz değiştirmemiz için yeterli olacağını kabul edelim.

Yaptığımız ilk tanımda, kişilik özelliklerimizi maskelediğimizi öne sürmüştük. Sonrasında uzakta-yani tanıma fırsatımızın olmayacağı bir mesafede- on kişi gördük ve farklı şekillerde o on kişiyi tanımladık. Bilmiyorum ki dikkatinizi çekti mi, yedi farklı kişilikten gelen yedi farklı yorumun amacı hep aynıydı. Yorum yapan kişinin kendi kişiliğini karşısındakine bildirme çabasıydı. Daha açık bir hale getirmek için numara sırasıyla kişilerin size söylemek istedikleri fakat bu on kişi görme durumunu bahane ederek, başka yollardan sizin anlamanızı beklediği, yedi cümleyi verelim;

  1. İdealist birisiyim, üzerinde çok düşünmeden, bir sonuca varmadan size bir şey söyleyemem.
  2. Freudyen bakış açısına sahibim, bunu sapıklık olarak görmeyin, söylediklerim gerçeği gösteriyor.
  3. Hümanist birisiyim ve aile ilişkilerine önem veririm, kalabalık olmaları beni üzdü, umarım yaşam koşulları iyidir.
  4. Politik birisiyim, yeni bir sistem gerekiyorsa önce bana sormalısın.
  5. Filozof birisiyim ve bu aralar teoloji üzerine çalışıyorum. İnsanoğlu değerimi bilmeli.
  6. Farkında birisiyim ve farkında olan bir kişi, farkında olan diğer bir kişiyi gözlerinden tanır.
  7. Nihilist olmamın yanı sıra narsist bir yanım var, eğer şüphelenecek isem kendimden şüphelenirim, sizin gibi gereksiz yaratıklardan değil.

TDK’nın tanımı doğru olarak var saydık fakat hiç kimse bu maskeyi yüzüne tutmak istemiyor. Yine maskeli cümleler kurarak kişiliğini size betimlemek istiyor. O halde, süperego ve ego çatışmasına hoş geldiniz. Birisi sürekli maskenizi takmanızı öğütlerken diğeri ise “çıkar artık bu maskeyi” diyecek.

İd: İstek, süperego: maske takmamızı öğütleyen, ego: maskemizi çıkarmamızı isteyen olgu olsun. O on kişilik gurubun içerisinde isek, bizi tanımadan cümlelerine alet eden bir başkasının olduğunu da düşünmemiz gerekir. Peki, ben neredeyim? Maskeyi takan ben, tam olarak bu hikayenin neresindeyim? Şu an maskem takılı mı yoksa maskemi çıkarmış ve sizlere kucak açmış vaziyette bekliyor muyum?

Gözlemci olan ben ile maske takıp takmamayı seçen ben, aynı ben mi?

Kişi kelimesi kullanılarak dişil veya eril bedene sahip olup olmadığının önemi kalmayan, sadece düşünebilen varlık olarak tanımlanan ben miyim yoksa biz miyiz?

Merak etmeyin, tekillik ve çoğulluk ilk kez bu yüzyılda kafa karıştırmamış. Hatta bazı dillerde değişik yansımaları da olmuş. Almanlarda bütün nesnelerin dişil ya da eril olması gibi… Fakat İngilizcede tekil ve çoğul olma durumunun karmaşası çok daha net görülür. Hemen insanları, hayvanları ve nesneleri nasıl nitelendirdiklerine kısaca bakalım. “To be” olmak anlamına gelir ve nitelendirme durumlarında “to be” yerine “am/is/are” kullanılır.

İnsan, hayvan veya nesne olsun o esnada bahsettiğimiz şey ile konuşmuyorsak “is” halini kullanırız. Bu tekilliği nitelendirir. Bir kişiyle konuşuyorsak “sen” değil, daima “siz” deriz ve “are” halini kullanırız. Bu çoğulluğu nitelendirir. Fakat kendimiz ile ilgili konuşurken “am” halini kullanırız ki bunun tekillik ya da çoğulluk ile ilgisi yoktur. Ben derken hangi “ben”den bahsettiğimiz kesin olarak belli olmadığı için ne tekilizdir ne de çoğul.

Belki de, taktığımız bu maskeler bizim tekil ya da çoğul olduğumuzu önemsiz kılmak ve bir toplum içerisinde hareketlerimizi önceden tahmin edilebilir kılmak için takılmak zorundadır. Yani maskelediğimiz bir şey yoktur, yok olanı varmış gibi gösterebilmek için- algılanabilir hale getirmek için- bu maskeleri takıyoruzdur.

O halde “tanıştığımıza memnun oldum” demeyi bırakalım ve “maskeniz ne hoş” demeye başlayalım? Bu durum itici gelebilir çünkü sakladığımız yokluğumuzun farkına varan birilerinin olduğunu öğrenmek huzursuz edici olabilir.

Saygılarımla.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir