Cep ve Ceket

by • 11 Ekim 2015 • DemlikYorumlar (0)624

Pantolonunun cebi delinmiş. Belki de uzun süredir delikti. Ceplerini ne kadar az kullandığını düşündü ister istemez. Hem ne için kullanılırdı ki cep? Ya para, anahtar, mendil, üzerinde mutfak eksikleri yazılı bir parça kâğıt, bazen bir mendil, uygun yerde atılacak ufak bir parça çöp, tesbih konabilirdi içine; ya da boş kalırdı ve lazım geldiğinde eller dinlendirilirdi orada.

İki eli cebinde bir insan ne kadar mesuttur. Bir kere bırakın saldırıyı, savunma pozisyonunda bile değildir. Dünyayı umursamaz. Ancak hareket ettikçe işlerlik kazanacak kollar sabittir. Hem koşulsuz yavaşlamaktır iki eli cebinde olmak.

Bir defasında kalın favorili ortaokul öğretmenlerinden biri okkalı bir tokat atmıştı elleri cebinde olduğu için. Daha o yaşlarda bunun iyi bir şey olmadığını anlamıştı. Şimdi de daire amirlerinin karşısına iki eli ceplerinde dikilirse, Allah bilir ne olur?

Geçen haftanın alım listelerini temize çekti. Banka dekontlarına üst yazı hazırladı. Hatta demirbaş listesinin ilk iki kısmını bile elden geçirdi. Saat öğlen olmamış, işi şimdiden bitmişti. İki gün boyunca elini kaleme teksire vurmasa hiçbir şey aksamazdı. İşi başladığı ilk gün aldığı nasihat dolandı ensesinde, kravatının önünden kayıp masaya döküldü sanki. Emekli memur Muzaffer Bey ne demişti: “İşin yokken bile vardır, sen bilmiyorsundur. Memursun sen.” Sonra bunun “Oyalan oğlum, oyalan.” biçiminde bir şerhi düşülünce sorulara gerek kalmadı.

Kurşun kalemi oraya buraya gezdirirken hayal kurabilme yeteneği geliştirmişti kendinde. Dışarıdan bakan iki ham göz onu çalışkan, vazifeperver bir memur gibi görmek zorundadır. Düşkün değildi arkadaşları gibi bilgisayara; bu sebeple ne ulu orta azar işitmişti amirlerinden ne de siciline tek bir toz kondurmuştu.

Bugün yapamadı. İki eli cebinde olmanın saadetini merak etti. Resmî makamlar ve uzantıları ile arası iyi olmayan bu tavrı, dışarıda her mekânda ve her zaman uygulamaya çalışacaktı.

Saat 5, koşar adım çıktı daireden. Önce minibüs durağında tatbik etti eylemi. Daha önce hiç iki kez, bu kadar az aralıkla adres sorulmamıştı kendisine. Tam da önünde duruverdi şoför. Markette para üstü beklerken vakit kaybetmedi; sokuverdi ellerini cebine. Kasiyer kız güldü, süzüverdi takım elbiseyi boydan boya. Tek eli dolu, diğerini soktu cebine.

Olmuyor, illa ki iki el sabit kalmalı ceplerde.

Sebzevatı buzdolabına yerleştirdi. Annesi komşuda olmalı. Babasının son resmine çapraz duran aynanın karşısına geçti. Bir daha sokuverdi ellerini cebine. Genişledi ayna, oda aydınlandı; büyüdü, dev oluverdi sanki. Kapattı gözlerini, gülümsedi. Mırıldandı iki kez ardı ardına. “İki eli cebinde olmanın saadeti…”

Ertesi gün bankadaki resmi evrakı alıp oradan daireye geçecekti. Yol boyunca, kuru yemişçi, kasap, manav, taksiciler ve çöpçü için ayrı ayrı plan yaptı. En sonra da resmi bir makam üstünde, bir poliste bunu deneyecekti. Bir güvenlik görevlisinin karşısında eli cepte durmak, tam da içinde bulunulan bu resmi karmaşanın sınanması olacaktı.

Müdürün ofisi önünde beklemeye başladı. Elleri cebinde. İyice yerleştirdi parmaklarını, dar cebin elverdiği ölçüde. Beş dakika geçmeden müdür çıktı dışarı, bir an göz göze geldiler. Şaşırdı müdür, dudaklarının kıvrımından da anlaşılacağı üzere biraz tedirgin oldu. Tüm aksi düşüncelere rağmen ellerini kımıldatmadan durdu öylece.

-Günaydın beyefendi, birini mi bekliyorsunuz?

Nefesini ayarladı.

-Evrakları bekliyorum.

Müdür başını hafifçe aşağı eğip yan masalardan birine geçti. Ona bakarak fısıldaştılar, ayağa fırladı kısa etekli kadın. Ruju eteğinden daha kırmızı:

-Efendim, buyurun müdür beyin ofisinde bekleyin lütfen.

Gülümsemeye çalıştı, ama olmuyor. Elleri kasıldı dişleri uyuştu kendini zorladıkça. Kadın devam etti:

-Bu tür işler için yorulmanıza gerek yok efendim. Bir dahaki sefere biz göndertiriz.

Koşar adım gelen memur dosyayı uzattı. Evrakı derhal koltuk altına sıkıştırıp tekrar soktu ellerini cebine. Daha kapıdan çıkmadan kütüphanede de bunu denemeye karar verdi. Ortada dikilip elleri cebinde bekleyecekti. Sonra belki bir sinemanın önünde, apartman yöneticisinin bahçeyi kontrol etme saatinde yahut evde annesinin tam karşısında yapabilirdi bunu. Keyfi iyice yerine geldi.

Dairenin kapısından girerken duraksadı. İşte tam burada, bu noktada ayrım başlıyordu. El pençe divan durmanın tersi idi yol boyu yaptığı. İkinci kademe idi bu, bir üçüncüsü daha vardı ki o da ellerini arkaya atmaktı. Bunun resmî bir ortamda, amirlerin hizasında ne çeşit bir felakete sebep olacağını kimse tahayyül edemezdi. Eskilerden bunun için kolunu, kellesini kaybeden bile olmuştu ona göre. Az buz bir şey değildi elleri arkada tutmak; üstüne üstlük birleştirmek. İşte bu kadar önemliydi elin mevkisi.

-Günaydın Faruk Bey, hayırdır?

-Günaydın, hiç… Düşünüyorum.

-Neyi? dedi en sıradan mesai arkadaşlarından biri.

Yeni buluşunu paylaşır gibi heyecanla başladı cümleye Faruk Bey:

-Elleri cebinde olmak saygısızlık mıdır?

Kafasını salladı arkadaşı. Devam etti Faruk Bey:

-Hele ellerin arkada olsa, seyreyle gümbürtüyü. Bu bir hakaret olarak bile anlaşılabilir.

Yine kafasını salladı arkadaşı; ilkinden daha yavaş, daha şüpheli.

Tamamladı Faruk Bey:

-İyisi mi elleri ceketin düğmesinde tutmak yahut asker gibi hazır olda beklemek.

Diğer memur duraksadı. Faruk Bey hâlâ dışarıda olarak bakıştılar bir süre. Çaycı belirdi merdivenlerin başında. Telaşlı, en üst kattan bir solukta inmiş, dudakları titriyor.

-Faruk Bey, müdür bey sizi çağırıyor çok acil.

Elleri hala cebinde olarak kaşlarını çatmak istediyse de muvaffak olamadan çaycının yuvarladığı baklanın altında ezildi:

-Bankada çok kötü şeyler olmuş…

Ellerini yavaşça cebinden çıkardı Faruk Bey. Ceketinin tüm düğmelerini ilikledi.

Yazan: Mehmet Akif Duman

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir