Çalakalem

by • 5 Nisan 2015 • Deneme, RıhtımYorumlar (0)1043

Saman kağıdı sevmem, pürüzleri dikkatimi dağıtıyor, kaygan olmayan kağıda iz bırakmak ucumu çabuk köreltiyor, kalemtıraşa ihtiyaç duymaktan nefret ettim hep, kütleştikçe kağıdın bana alay edercesine gülümsemesinden çekindim, beş satır önce dokunuyorum diye zevkten mırıldanan kağıdın kütleşen ucuma alay edercesine burun kıvırarak ilgisinin dağılmasına ise içerledim. Çok dedikoducu bu kağıt kısmı, anında çıkarırlar adımı, işin yoksa bir sonraki sayfanın ön yargılarını kırmakla uğraş. Boş bir sayfa boşluktan ibarettir, en fazla katlanarak bir şey olur; belki bir gemi veyahut bir uçak, biraz eğlenir sonra çöpe atarsın. Değer bulmak için bana ihtiyaçları var önce bunu anlatmalı onlara. Temiz beyaz bir sayfanın yerinde durup dururken kime ne faydası var? Yazı arttırır sayfanın değerini. Hiç kimse boş beyaz sayfaları sonsuza dek saklamaz. Kurum kurum kurumlanmalarının boş olduğunu, mesnetsiz olduğunu anlatmalı onlara, fısıldamalı usulca ilk öpücüğü kondurmadan önce dudaklarına.

Çizgili, kareli kağıtları sevmem, hayal gücüne izin vermezler. Soğuk ve emindirler, yazmanın heyecanını köreltir önceden belirlenmişlik; bir şey çizmek istesen, çizdiğinin içinden geçen çizgilere, bölündüğü karelere göz yumman gerek. Hele o dik kırmızı çizgi yok mu? Nasıl kibirle uzanır durur sayfa boyu… Ne yapıp ne yapamayacağımı önceden belirlenmesinden hoşlanmıyorum zaten. Ucun kütleşmesi korkutmuyor, kağıdın ne düşündüğü ilgilendirmiyor beni. Haz almak için biraz bilinmezliğe ihtiyaç var. Evlilik sevişmeleri gibi çizgili kareli kağıtlara yazmak; gerekmedikçe yapılmayan, ivedilikle kaş ile göz arasına sıkıştırılan.

Ucum açık olmalı kağıda ilk dokunduğumda, istesem canını yakabileceğimi bilmeli sivri ucumla, bu heyecanlandırır hem beni hem de her noktasına istediğim gibi dokunabileceğimi bildiğim kağıdın pürüzsüz beyaz tenini. İlk dokunuşun zevkini değişmem son noktayı koymaya. Kağıda ilk değdiğimde hissettiğim doyum, sayfayı bitirdiğim andakinden kat kat fazla. Nazik ve usulca yazarken harfleri, sayıları yan yana, ucumun körelmesine aldırmayacak kadar kaptırırım kendimi. Zevkin; kim olduğunu ne olduğunu niye olduğunu unutturan varlığına teslimim. Kağıdın hazzı kağıda has, bağımsız ve tarafsız, çoğunlukla da anlaşılmaz. Sürükleyici, bir kere tanık olmayagör aklından çıkmaz, dedim ya; kağıdın hazzı kağıda has tadına varınca bırakılmaz.

Yazının içeriği okuyan için önemli, yazılan okuyucu için değerli, benim arzum yazmak üzerine, kağıdın mırıltılarını duymak üzerine, sayfayı bitirmenin keyfi seyrine, temiz bir sayfaya yeniden başlayacak olmanın heyecanı düşsün haddime.

En büyük düşmanım silgi, ben kağıda ne denli tutkun isem silgi de işine tutkun. Kağıdın üzerine bıraktığım izleri yok etmeye muktedir. Hain olduğunu söyledim birkaç kez, sinsi gülümseyişiyle baktı bana; “Benim işim bu, yaradılış sebebim… Kerkinip durma, beni de hafife alma, yanlışlarını kim düzeltir senin ben ortalıkta olmayınca?” Kağıdın da hoşlandığını zannetmiyorum tenine hoyratça sürtünerek izlerimi yok edip durmasından. Üzerine yazılı olan siliniyor diye zevkle mırıldandığını duymadım hiçbir kağıdın, işini iyi yapamayan leke bırakan silgiye söylendiklerini duydum ama. Rakibim değil düşmanımdır silgi, kağıt ile meşk etmenin ortasına hiç teklifsiz giriverir, görgüsüzdür besbelli. Biz ne yapsak, kalem ve silgi, sevemeyiz birbirimizi.

Bir top beyaz kağıdın üzerine yatmış bekliyorum, silgi keyfimi kıskanıyor, ucum açık kalemtıraş masanın öbür ucunda dinleniyor, vakit geldi birazdan bir kağıt serilecek önüme ak ve pürüzsüz teni ile, bunu düşününce ucum daha mı sivrildi ne…

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir