Büyükbaba ve Kasaba Çetesi

by • 8 Ekim 2017 • DemlikYorumlar (0)142

Büyükbabanızla her zamankinden çok vakit geçireceğiniz zamanlar düşündüğünüzden çok daha kötü ya da iyi geçebilir, pekâlâ. İkinci ihtimalle henüz karşılaşmamış olsam da, siz yine de bunu aklınızda bulundurun.

‘’Hayır, hayır; Su, çok hızlı sürüyorsun. Yavaşla.’’

Elbette yavaşlamadım, ellilerde giderken nasıl olur da daha fazla yavaşlayabilirdiniz ki, en fazla sinyali alan radyo kanalını açtım, büyükbabaların seveceği türden bir klasik müzik çaldığını duyunca sesi yükselttim, hafifçe camı aralayıp sıcak havanın içeri dolmasını sağladım, bu büyükbabamda yavaşladığım hissini yaratmak için basit bir hileydi.

‘’Su, biliyor musun, geçen sene sana önerdiğim şu adamla neden evlenmediğini hiç anlamadım.’’

‘’Ah! Büyükbaba, bunu konuşmuştuk.’’

“Annenin önerdiklerinden çok daha iyiydi.” Arka koltukta oturan büyükbabamın gergin bir ip gibi huysuzlukla gerilmiş dudaklarını aynadan görünce hafifçe iç çektim.

‘’Şehre gittikten sonra değişti, üstü açık afili arabalardaki üniversiteli çocuklar, parlak şehir ışıkları, aptal giysi modaları. Yoksa sen de öyle misin, Su?’’

Müziğin sesini kıstım. Trafik lambalarında kırmızıya yakalandık.

‘’Allah’ım, sürücü kursuna gitmek yerine aptal bir partide brendi mi yudumluyordun?’’

‘’Hayır, büyükbaba, hayır.’’

‘’Pekâlâ, buna inanmıyorum aslında. Şehirde düzgün tek bir yer yoktur, buraya gelmeyi hiçbir zaman istemedim.’’

‘’Büyükbaba, bir hafta.’’

‘’Annen yemek yapamaz, hiçbir zaman taşrada yetişmiş teyzelerinden, büyüklerinden esinlenmemiş, çılgın bir kız olmuştur. Eğer küçük odasında sabahtan akşama kadar büyük siyah kulaklıklarıyla aptal müzikler dinlememiş olsaydı, muhtemelen evliliği çok daha uzun sürerdi.’’

‘’O zaman, senin için köklü bir lokanta buluruz.’’

‘’Öhö, Ö-höl, Su, orada bir yerde ilaçlarım olmalı; binerken çıkarmıştım. Uzatır mısın, lütfen?’’

Küçük bozuk paraların, hamburger fişlerinin, gereksiz her türlü boncuğun bulunduğu yeri aradım,  son anda başka bir arabayı solladım, küçük hap kutusunu bulup uzattım.

‘’TS sürücü kursuna gitmek…-‘’

Büyükbabam arka koltukta tamamen yakarmakla meşgulken, annem ve benim kaldığımız küçük apartmanımıza gitmek için her zaman girdiğimiz yola sürdüm, çoğu zaman okuldan sonra uğradığım dondurmacıda karşılaştığım çocuğa el salladım, kendi tekinsiz apartmanımıza doğru sürmeye devam ettim.

‘’Ah, Aman Allah’ım.’’

‘’Ne oluyor, Su? Neden durdun?’’

Büyükbabanızla aynı arabada, öylece evinize doğru gitmek zordur. Fakat yolunuzun karşısında kasabanın çekilmez, iri kabadayılarıyla karşılaşmak; hepsinden çok daha zordur.

‘’Sorun yok, büyükbaba.’’

Yan koltuğun altından beyaz puantiyeli şemsiyemi çıkarıp kucağıma koydum. Kaldırımda çete halinde toplanmış hırsız, eşkıya, kabadayıların arabayı fark edip sırıtarak yaklaşmaya çalışmaları uzun sürmedi.

‘’Onlar da kim, Su? Ah! Bana fenalık geliyor, şu lanet camı ne diye kapattın? O çocuklar da kim öyle, bize doğru yaklaşanlar, sınıf arkadaşların mı Su?’’

Beynim hızla çalışmaya başlıyordu, kasaba çetesinden çoğu kez bahsedildiğini duymuştum; var olduklarını ve denk geldiklerini, insanları soyup soğana çevirmeden göndermedikleri hakkındaki birçok ürkütücü hikâyeyi epeyce biliyordum. Tek başına yürüyen kızlar, ihtiyar kadınlar, genç adamlar… Ayrım yapmazlardı. Gözlerimi yumdum, derin bir nefes alıp çoğu zaman gergin olduğumda yaptığım gibi kendi kendime sessizce konuştum.

‘’Bu çocuklar, senden sadece birkaç sınıf büyük, atlatabilirsin. Sakin ol.’’

Gaza bastım, biraz daha ilerledim. Sol tarafımdan yaklaşan uzun boylu çocuğu görmezden gelerek biraz daha ilerledim.

‘’Bu çocuğu sevmedim, Su.’’

‘’Ben de büyükbaba.’’

Sağ tarafımdan da başka çocukların geldiğini görünce şemsiyeyi sertçe kavradım, bir başkası parmağıyla camı tıklattı.

‘’O çocukla evlenmek iyi bir fikir olabilirdi. Annenin önerdiklerinden çok daha iyi olduğunu biliyorsun.’’

‘’Ah, büyükbaba; şu an sırası değil.’’

Başka bir seçeneğim yoktu, hafifçe camı araladım; alay ve korku dolu kahkahalarını duyunca şemsiyenin sapını kavradım. En uzun boyluları, kolunu arabanın üzerine attı, cama olabildiğince yaklaştı; kolu arabanın üzerinde başını benim başımla aynı hizaya getirmek için eğildi.

‘’Bir zarar gelmesini istemiyorsan küçük hanım, arabayı terk et.’’

Elini camdan içeriye ilerletti, bir başkası arabanın üzerine tırmandı. Bir başkası da arkadan tırmanmış olmalıydı ki arabanın üzerinde sertçe zıplayınca çökeceğini sandım.

‘’Savaştayken…’’ Büyükbabam muhtemelen genç bir askerken konuştuğu gibi sesini ayarladı,

Elini saçlarıma doğru yaklaştırınca öfkeyle ittim, fakat arabanın tavanı çökecekti.

‘’Arkadaki moruk ve sen!’’ Bir başkası başını eğdi:

’’Hemen inmezseniz leşlerinizi kuşlar yiyecek, güzelim.’’

‘’Savaştayken kırmızı üniformalarımızı ve şapkalarımızı giyerdik, marş, marş ve marş. Düşmanı görene kadar koş, fakat görünce dur. Düşün, sonra eğer şanssızsan Allah yardımcın olsun; fakat yeterince cesaretliysen, kutsal bir ruh olmana ya da şansa gerek yoktur. Koş, dur, düşün, yeterince güçlü olmana gerek yoktur, zırhlara ve zincirlere ihtiyacın yok. Oradan öteki ilaçlarımı uzatır mısın?’’

Gözlerimi pisçe sırıtan uzun boylu çocuktan ayırmadan ilaçları uzattım, olabildiğince koltukta kendimi öteki tarafta ilerlemeye zorladım.

‘’Bekletiyorsun, seni küçük yılan.’’

Arabanın üzerinde sert bir zıplayış…

‘’Büyükbaba, devam et, ya sonra?’’

‘’Sonra da ne?’’

‘’Zırhlara ihtiyacın yok,’’

‘’Ah, siz şehirliler ne zaman dinlemeyi öğreneceksiniz.  Zırhlara ve güce ihtiyacın yok, fırsat eline geçtiği an, hamleni yap. Önemli olan tek şey, hızlı ve büyük bir beyin, büyük bir vücut değil.’’

“Hamleni yap, fırsat, hamleni yap…”

Camdan içeri uzanan meraklı parmakları yüzüme doğru ilerledi…

“Hamleni yap…”

Düşünmeden camı kapattım. Acı bir çığlık ve küfürler.

‘’O da neydi?’’

‘’Büyükbaba, kemerini tak.’’

Ani bir hamleyle gaza basınca üzerimizdeki çocuk camımızdan aşağı yuvarlandı, yola düşünce onu ezmemek için beceriksizce direksiyonu sağa çevirdim, arkadan öfkeyle kudurmuş boğalar gibi koşmaya başladıklarını gördüm. Bileğime bağladığım lastiği çıkardım, saçımı atkuyruğu yaptım; doğru zamanlama. Sağ tarafımdan gelen iri bir taş parçası camı kırdı.

‘’Savaştayken beş yıl boyunca aynı çorap ve çamaşırla düşmana ateş ettiğimizi bilirim. Ah! Zavallı öteki askerlerden sabah kalkınca kulak kıkırdağının kemirilmiş olarak bulanları hala hatırlıyorum.’’

Daha fazla sırıtmıyorlardı, ilk başta camı tıklatan çocuk bedenini kırılmış camdan geçirdi, kollarıyla direksiyonu tutmaya çalışınca kavradığım şemsiyeyle ensesine vurdum, sağ eliyle tişörtüme tutunmaya çalışırken ısırdım; camdan geri ittim.

‘’Kulaksız yaşamak sandığın kadar basit değildir, henüz on sekiz yaşındayken kulağını farenin kemirdiğini düşün. Sırf bu travmayı atlatamadıkları için intihar eden onca zavallı genç askeri hatırlıyorum.’’

Tekrar gaza bastım. Gerideydiler, gidebildiğim kadar hızlı gittim, şimdi tamamen uzaklaşmıştık.

‘’Hızlı gidiyorsun, hızlısın, hem müziğin sesini biraz açar mısın lütfen?’’

Rahatlıkla derin bir nefes verdim, müziğin sesini yükselttim.

‘’Biliyor musun, Su; sana önerdiğim o çocukla okulun bittiği zaman evlenmelisin.’’

Yanımdaki camı açtım, hava güzeldi, aynayı düzelttim.

‘’Durmadan smokin giyip, sabahları acı kahve içen taşra kökenli o çocuktan mı bahsediyorsun, büyükbaba?’’

‘’En azından,” diye homurdandı öfkeyle. ‘’Kulaklıklarıyla rock müzik dinleyip, dondurmacıda çalışan, gördüğü kızlara gülümsemeyen birisi değil.  Ayrıca sana ilgisi olduğunu biliyorsun. Kumral saçlı, güzel vücutlu çocuklar nasıl olur da siz saf kızları bu kadar derinden etkileyebiliyor? Annenle aynı hataya düşeceksin.’’

‘’Kısmen. Fakat rock dinlemiyor, ayrıca gerçekten gülümsediği tek kız benim; büyükbaba.’’

Müziğin sesini biraz daha açtım, klasik müziği ilk defa keyifle dinledim.

‘’Siz şehirli kızlar, çok basit ve kolay hayat şartları içinde yaşayan; elinde lolipop, pembe kazaklı bebeklerden farksızsınız. Ah! Biz savaştayken, her neyse… Anlayabileceğini sanmıyorum. Yine de Su, bir gün gerçekten kendini kanıtlayacağına ve cesur bir savaşçı gibi savaşacağına dair içimde bir umut var. Eh, belki bir gün…’’

Gülümsedim, üzerime sıçramış birkaç cam kırığını silkeledim.

‘’Teşekkür ederim, büyükbaba.’’

Yazan: Aysu Altaş

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir