Edebi

Boş Parmak Sendromu

Sağ elimi masanın altına uzatıp, parmaklarıma bakıyorum gizlice. Yüzük parmağımdaki altın halka elimi ışıtıyor. Sanki mesafeleri aşıp onun yanına gitmişim, bir an onu görüp rahatlamışım gibi oluyor. Elimi masanın altından çıkarıp işimin başına dönüyorum. Aylin anlamış ne yaptığımı ve kafasını iki yana sallayarak hâlime gülüyor. Klavyenin üzerinde iki elimin parmakları çalışıyor. Ben ekrana bakıyorum daha çok. Aylık satış raporumu çıkarmam ve teslim etmem lazım hafta sonundan önce.

***

Bir balıkçı teknesinde taktık nişan yüzüklerini. Kaptan ve miçosu vardı törenimizde. Geceyi yıldızların altında, teknenin güvertesinde geçirdik tek battaniye altında. Evrenin merkezinde sadece biz vardık ve sanki dünyanın yaratılmasındaki amaç tam da bu aşktı. Gökova Körfezi’nde bir koyda demir atmıştık ve uykumuza eşlik eden tek ses, denizden ara sıra fırlayıp, aynı hızda suya dalan oyuncu balıkların çıkardığı su şıkırtısıydı. Uyumadan hemen önce, çok yakındaki bir yıldızı tutabileceğim sanrısına kapılıp, gayri ihtiyari elimi gökyüzüne uzattığımı hatırlıyorum.

Sabahın ilk ışıklarıyla balığa çıkmış balıkçı motorlarıyla selamlaşıyoruz. Ağlardan çeşitli balıklar seçiyoruz ve kaptan bize çabucak balık çorbası kaynatıyor kahvaltı niyetine. Gece ne kadar rakı içtik hatırlamıyorum. Çok içtik. Durmadan içtik. Kaptan Muazzez Ersoy hastası diye, bir sürü nostaljik şarkı dinledik ve kim bilir kaç kere şerefe kadeh vurduk.

***

İstanbul’a parmağımda yüzüğü, çantamda son gün giydiği tişörtü ile dönmüştüm. Ondan ayrı kalınca nefessiz kalıyordum ve tişörtünü koklamak iyi geliyordu. Varlığını varlığımda hissetmem lazımdı sürekli.

***

Üç ay boyunca, her hafta sonu Bodrum’da, yanındaydım. Sonra benim gidişlerim seyreldi. Hayat başka meseleler çıkardı önüme. Ertelenemeyecek meseleler. Onun da aramaları seyreldi bir süre sonra. O aramadıkça, ben de aramadım. Ne de olsa, bir sürü şeyle mücadele ediyordum ve benim onu değil, onun beni araması lazımdı. Bu arada beş, altı kilo vermiş, bir deri bir kemik kalmıştım. Parmağımdaki yüzüğü bol geliyordu artık ama yine de takıyordum. Sonra bir gün dayanamadım, Bodrum’a gittim. Yüz yüze konuşursak her şeyi çözeriz diye düşündüm. Ben hâlâ çok âşıktım ve derdimin tek ilacı oydu. Havalimanına beni karşılamaya gelmedi bu sefer. “Ben gelirim Havaş’la” demiştim, o da “Tamam” demişti kestirmeden. Hep gittiğimiz o salaş balıkçıda buluştuk, Yalıkavak’ta. Parmağında yüzüğüm yoktu. Onun bendeki yüzüğü ise, daha bir parlak dönüp duruyordu çöp gibi kalmış parmağımda. Sözlerin söyleyemediğini ellerimiz söylüyordu zaten. Böylece yüzüğünü çıkardım ve önüne koydum. Dönüş biletim ertesi akşamaydı. Geceyi bir otelde tek başıma geçirdim. Sabah bir araba kiralayıp, uçak saatine kadar cinayet mahalline geri dönen katilller gibi, Bodrum’un anılarımız olan her bir noktasını dolaştım. Mayıs ayıydı ve bahar fışkırıyordu her yerden.

***

Ertesi sabah işe gittiğimde kimse boş parmağımı fark etmesin diye türlü numaralar yaptım. Yemeğe inmedim, sigara molalarına çıkmadım ve sağ elimi cebime soktum sık sık.

***

Kimse bir şey sormadı zaten. Hiç yaşanmamış, hiç olmamış gibiydi bu nişanlılık. Elimi görmek istemiyordum ama. Mecburen iş yaparken de bakmıyordum sağ elime. Uzun kollu gömlekler giyiyordum ve gömleğin kollarını elime doğru çekiştirme tiki geliştirmiştim. Aylin bir terapiste gitmemi önerdi. En azından bir ilaç almak için. Ona göre depresyondaydım. Önerisini reddettim. Ben iyiydim. Elim hariç.

***

Akşamdan kalmaydım, sabah işe geç gittim biraz. Çoktandır geç kalıp duruyorum işe diye, üzerimde bir mahcubiyet, hemen masama geçip oturdum. Dosyalarla telefonun arasına gizlenmiş kutuyu fark ettim sonra. Hediye paketi yapılmış küçük bir kutuydu. Etrafıma göz attım, kimse oralı değildi. Paketi açtım merakla. İçinden önce minik bir kâğıt çıktı. Şöyle yazıyordu kâğıdın üstünde: “Eline merhem olsun. Dostlukla.” Kutuda bir altın yüzük vardı, üstüne üç küçük taş gömülmüş parlak sarı bir halka.

***

Kutudaki yüzüğe bakarken hatırlayıverdim birden. Doğum günümdü bugün. Üzerine gömülmüş üç taş ile farklılaşan sarı, parlak halka nişan yüzüğüme benziyordu. Kutudan çıkarıp parmağıma taktım. Kafamı kaldırıp baktığımda, masasında oturan Aylin’le göz göze geldim. Gülümsüyordu. Bir anlık tereddüdün ardından, uzun zamandır aktif kullanmadığım sağ elimi coşkuyla ona sallarken buldum kendimi.

Comments (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

BİR KÜÇÜK NOT
Dergimiz şu an sadece internet üzerinden yayımlanmaktadır. Kağıt kokan bir dergi olmamız için sponsorluk desteği sağlamak istiyorsanız, lütfen iletişime geçin: info@rihtimdergi.com
BİZE KATILIN

Demlik bölümüne, belirlenen tema ile ilgili Öykü/Deneme/Şiir türlerindeki yazılarınızı 20 Mayıs’a kadar gönderebilirsiniz.

35. sayı için tema: “Hedef”

Ekip sayfasından iletişim adreslerini öğrenebilirsiniz.

Detaylı bilgi için tıklayınız.