Bireysel Çocuk

by • 10 Nisan 2016 • Köşe, RıhtımYorumlar (0)710

Bireysel Çocuk

İletişim kurmak için, birkaç kelime ile, hafızalarda imgelemler oluşturmak ve dahili ya da harici olan bilginin aktarımını sağlamak yeterlidir. İşin özüne bakıldığında, herkes doğru olanı aniden anlatmış olsaydı, ortalıkta iletişimsizlikten başka bir şey olmazdı. Yani, insanların birbirlerine doğruları doğrudan değil de dolaylı yoldan anlatmaları bir usul kabul edilmiştir.

Örneğin, başarılı sıfatını kazanmış olan bir bireye “sen başarılısın” demek yerine “ben olsam yapamazdım” şeklinde hitap etmek daha uygun görülür. Başka bir örnekte ise, başarısız sıfatını hak etmiş birisine “sen başarısızsın” demek yerine “başka yolları da denemelisin” şeklinde hitap etmez miydiniz?

Çocukken, hayal dünyalarımızda hangimiz “ben sadece seküler doğruların peşinde koşmayacağım çünkü sadece insanın belirlediği realiteye uygun davranışlar, her zaman ideal olana beni ulaştırmaz. Eğer gelecek kaygısı taşıyacaksam, bunu da teizmin yollarından birisiyle aşacağım” fikirlerini yücelttik ya da alçalttık ki? Aklımızda o bahsi geçen ütopyalara ulaşmak için yeterince öykü depoladık sanırım. Gerçekçi bir prenses modelinin, bize daha da gerçekçi gelen bir cadı modeline kandığı öyküleri, çocuklarımıza boş yere anlatmadık gibi geliyor… Deniz kıyısında yaşayan gençlerin o kendini bilmez denizlere açılarak hayatlarını kaybetmemeleri için miydi mitolojideki Posedion, yoksa canı sıkılmış ve henüz felsefeye tam olarak yönlenememiş, huysuz Yunanlı dedelerin, torunlarıyla çılgın vakitler geçirmek için oluşturdukları safsatalar mıydı?

Öykülerin sadece çocuklara anlatımıyla iletişim tamamlanmıyor. Artık, onlar da bizlere kendi öykülerini anlatmaya başlıyor. Tabii ki, bütün gün boyunca iş yerinde stresten büzüşmüş beyinlerimiz ve dolayısıyla da bilgi aktarımına karşı savunma gösteren algımız, çocuklarımızdan gelen bu öyküleri pek önemsemiyor. Dinlememekle kalmayıp, bir de yüz çevirmiş oluyoruz. İşte bireyselciliği yücelten adımlardan ilki tam da bu esnada gerçekleşmiş oluyor “kayda değer bir öykün varsa anlat. En azından kendine anlat çünkü sen buna değersin”

Kendi öykülerini kendilerine anlatan çocukların toplum ile iletişim kurması biraz daha zor bir hâl alıyor çünkü kendi öykülerini dinleyip anlayabilecek tek kişinin yine kendileri olduklarını düşünüyorlar. Aynanın karşısına bolca çıkarak “ne tatlı şeysin sen” derlerse narsist, “beni bir tek ben anlıyorum” derlerse şizoid, “sen de iyisin ama senden nefret ediyorum” derlerse manik depresif, “sana mı soracaktı, yaptı ve haklı” derse bir avukat, “otur çocuğum yerine” derse bir öğretmen ve hatta aynanın karşısında dans ederken “müziğin sesini duymayanlar dans edenleri deli sanıyor” derse bir filozof bile olabiliyorlar.

Bebeklik döneminde avazı çıktığı kadar bağırmanın bir iletişim ağı oluşturan, çocukluk döneminde ise doğruları dolaylı yönden öğrenmeye çalışan, gençlik döneminde ya tekrardan avazı çıktığı kadar bağırarak iletişim kurmaya çalışan ya da tamamen susan, orta yaş döneminde pek konuşmayan, olaylara dahil olmak istemeyen ve yaşlılığında da susmak bilmeyen bir varlığa bakıyorsunuz şu an. Öğrenme eğiliminin en yoğun olduğu çocukluk döneminde, öğrenme alışkanlığını edinememiş bir çocuktan mı bahsetmeliyiz yoksa öğrendikçe paylaşan ve öğrenmekten vazgeçmeyen çocuklardan mı?

Çocukların bireyselciliğe odaklanmaması için (liberal hümanizmi destekleyenler anlatılanların tam tersini gerçekleştirebilir), bu küçük yol arkadaşımıza ortak realiteyi ve bu ortak realitede bizim ve kendisinin nerede olduğunu sıklıkla hatırlatmamız gerekir. Rüyaların kâbuslara ve gerçeklerin kaygılara dönüşmediği bir dünya, en azından bir ütopya olmasa da, bizler için optimum kalite sağlayacaktır.

Ve bir de içimizdeki çocuk var…

O çocuk susmak bilmez;

İster, ister, ister ve daha da fazlasını bekler.

O çocuğu susturmaya çalışmayın,

Dinleyin bakalım neler ister de yapılabilir…

Çok da dinlemeyin yoksa bakın bakalım,

Elde avuçta ne bırakır…

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir