Bir Küçük Not

by • 15 Şubat 2014 • Deneme, RıhtımYorumlar (0)1142

Aslında seninle, benimle, bizimle, hepimizle ilgili…

Çevremizdeki insanlar bizi tanısın bilsin isteriz çoğu zaman. Özellikle sevdiklerimizle daha çok vakit geçirmek, her şeyi paylaşmak isteriz. İçimizi boşaltma şeklimiz aslında bu. Öyle bir neşe vardır ki içimizde bize fazla gelir, diğerleri de bilsin isteriz. Öyle bir hüzün vardır ki içimizde tek başımıza baş edemeyiz, içten içe çürütür bizi, biri gelip iyileştirsin isteriz.

Hepimizin vardır, uzakta bile olsa arayıp heyecanlı heyecanlı özel – genel fark etmeksizin başımızdan geçen ne varsa anlattığımız insanlar. Paylaşamadığımız zaman içimizde büyütürüz çoğu şeyi. Çıkacak bir kapı bulamayız. Bu insanların güçsüzlüğünden mi yoksa yalnızlık korkusundan mı bilinmez ama tek başımıza başaramayacağımızı içimizde kendimize itiraf etmemiz gerekir. Hiç olmazsa şöyle düşünmeliyiz; bir başarı elde ettiğimiz zaman birilerine yararlı olmalı, bilinmeli, kullanılmalı hatta bizi teşvik etmek için beğenilmeli ya da beğenilmemeli.

Alexander Graham Bell dört duvar odada, duvarın arkasındaki Thomas Watson’a sesini duyurmak için uğraştı, bunu başardı da. Fakat bu başarısı duyulmasaydı, geliştirilmeseydi, kullanılmasaydı ne önemi vardı ki? Ne alakası var diyeceksiniz belki bizim duygularımızı paylaşmamızla fakat Graham Bell’in annesi doğuştan işitme engelliydi ve bütün çocukluğu, dedesi ve babasının annesi için yapmaya çalıştıkları aletleri izleyerek geçti. Belki de onun telefonu icat etme amacı;  insanların birbiriyle haberleşmesi değil, annesine sesini duyurabilme ihtimalidir. (O bu aletle, annesinin sesleri duyabileceğine inanıyordu.)

***

Başımızdan geçen olaylar bir yana gülüşümüzü, gözyaşımızı, kahkahalarımızı hatta utancımızı paylaştığımız insanlar vardır hayatımızda; kimi aniden istemsiz nüfuz eder içimize, kimi o kişiyi istediğimiz için.

Her dakika, her saat, her gün dur durak bilmeden, bazen kontrollü bazen kontrolsüz çevremizdekilere o kadar çok şey paylaşıyoruz ki, zamanla (bizi dışarıdan görebildikleri için) bizle ilgili bizden daha iyi kişisel tanımlamalar yapabiliyorlar. O an duygularımız yüzünden sağlam düşünemesek de onlar bunu başarabiliyorlar.

Gel gelelim bir zaman sonra bu öyle bir noktaya varıyor ki kişiler istemsiz olarak birbirlerini olumlu olumsuz etkilemeye başlıyorlar. Bir insan sizi tek bir cümlesiyle tarifsiz sıcak bir mutluluğa götürebiliyor iken; az bir zaman sonra ayni kişi size en büyük hüznü, sızıyı yaşatabiliyor.

Bunun nedeni; sizin için çok önemli bir insan olması mı yoksa hayatınızda çok büyük bir yeri olması mı? Bunun cevabını içimizde farklı farklı cevaplayabiliriz fakat asıl önemli olan karşımızdaki insanın elinde olan bizi etkileme gücü, kısa bir sürede bizi o duygudan başka bir duyguya sürükleme yetisi. Peki nasıl oluyor bu, ne yaşıyoruz, ne düşünüyoruz da böyle bir insan hayatımızın tam ortasında oluyor ve biz de başkalarının hayatlarının ortasında…

Elimizde olmadan duygusal kontrolümüzü başkalarının ellerine teslim ediyoruz. İyi ya da kötü bu bizi, hepimizi oldukça tüketiyor.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir