Bir Ev İçin

by • 11 Haziran 2017 • DemlikYorumlar (0)101

Eski de olsa, bakım da istese, geleceğini ipotek altına da alsa, bu ev için; ödeme şekli, taksitlerin tutarı, tapuda satışın yapılacağı zaman dâhil her şeyi konuşup anlaşmıştı. Yıllardır beklediği bir şeyin bu kadar kolay gerçekleşiyor olmasına ise bir türlü inanamıyordu. Ama başarmıştı işte.

Hiç gürültü yapmadan, hatta demirin demire değmesinin sesini bile odaya duyurmadan sobayı temizleyip kül kovasını alıp dışarı çıktı. Odun, kömür ve çıra dolu kova ile odaya dönüp bir iki çırayı, birkaç odunu ve ses olmasın diye kovadaki küçüklü büyüklü kömürleri elleriyle sobaya yerleştirdikten sonra çıraları tutuşturdu.

Mutfağa gelip de kahvaltı tepsisini hazırlayacağı zaman, annesinin, “Kocanla birlikte olduğun zaman, asla ama asla yıkanmadan, bırak sofra hazırlamayı doğru dürüst iş yapama” dediği aklına gelince tepsiyi öylece mutfak taşının üzerinde bırakıp banyo sobasını yaktı. Üzerinden çıkanları ve hafta boyunca biriken çamaşırları elinde yıkadıktan sonra yıkandı. Giyindikten sonra kahvaltı tepsisini hazırladı.

Ekmek bezini sererken, gürül gürül yanmaya başlayan sobanın ses çıkarmasına engel olmak için üst kapağıyla alt kapağını yarım kapadı.

Onca soğuğa rağmen buz gibi salonda soyunup giyinmiş ve saçını bile soğukta kakırdayarak taramıştı. Ve tüm bunları ağzına bir yudum ekmek bile koymadan, hiç dinlenmeden, hem de koca bir hafta hem kendi evinde hem de başkalarının evinde çalışmış olmasına rağmen yapmıştı!

Aslında şu an içeride uyumak en çok onun hakkıydı ya…

Hem yalnız kendi evi değildi ki. Her sene soba borularının silkilmesi, iki senede bir tüm evin badana edilmesi, on beş günde bir çamaşırının yıkanması ve gelen her misafirin ikramlığını bile hazırlıyor olmasına rağmen bir türlü kaynanası olacak o kadına yaranamamaktaydı; bunu da bir türlü anlayamıyordu ya…

Oysa onun oğluna, kendisine bakmadığı kadar özenle bakıyor, bir dediğini iki etmiyor her şeye o rahat etsin diye katlanıyor olmasına rağmen, kaynanası asla memnun olmuyordu.

Geç kalkıp istediği kadar uyuyabileceği tek izin gününde, kocasını ve çocuklarını rahatsız etmeden evi için yapılması gereken her şeyi yapmış olmanın huzuru ile sesini tamamen kıstığı televizyona öylesine bakıp ev halkının uyanmasını beklemeye başlamıştı ki ikindi ezanı okunmaya başladı. Böyle ikindilere kadar yatılan bir evde bereket mi olurdu!

Ne olurdu sanki kocasına müjdeli haberi verdikten sonra gelseydi ama gelmişti ve susup önüne konanı yiyeceğine, “Bu densiz. Bu utanmaz. Ne yaptığını bilmez karın var ya… Kocam ne duruma düşer diye düşünmeden, yüzü bile kızarmadan, elin adamlarıyla pazarlık yapıp aşağı sokağın köşesindeki apartmanın üçüncü katının sahibi ile anlaşmış. Biz bakkaldan ekmek almaya giderken bile kocamızdan izin alırken…”

Keşke dün gece niyetine girdiği zaman anlatsaydı kocasına her şeyi. Ama kocası başka istekler peşindeydi kendisi başka. Sonrası… Sonrası zaten yorgun olan bedeninin uykuya yenik düşmesiydi. Şimdi de bu kadın! Yanlış bir şey yapmamıştı ki! Kocasına her şeyi anlattığı zaman, bu kadın bile söylediklerinden utanıp pişman olacaktı.

Bir yudum çay için bardağını ağzına götürmesi ile yüzüne inen tokat… Eliyle durdurmaya çalıştığı kana inat neyi, nasıl ve neden yaptığına dair her şeyi anlatmaya çalışıyordu ki; peşinat için verdiği altınları o gereksiz kadının elinde gördü.

Sofra, üstü başı ve halı kan olmuş, yanmakta olan sobaya gelen kan ise odayı iğrenç kokutmuştu. En zoruna giden ise çocuklarının, boyunca olmuş çocuklarının önünde, kocasının devam eden vurmalarına inat, o gereksiz kadının hâlâ tıkınıyor olmasıydı. Oysa bu sofrayı da o hazırlamıştı!

Sonunda kocası yoruldu. Kendisi yoruldu. Ama kanama yorulmadı. Durmuyordu bu kan ve duracak gibi de değildi. Aynada üst dudağının büyük bir kısmının kalkmış olduğunu görünce, doktora gitmek üzere mendille kapadığı eline inat zar zor giyindi. Tam kapıdan çıkacaktı ki başörtüsü ile birlikte saçlarını kavrayan bir el ve yüzüne inen yeni bir tokatla kapı dibine yığıldığında artık hissetmekte olduğu acı değil sahip olduğu evin ellerinin arasından kayıp gitmekte olduğuydu.

Neden sonra, zar zor gözlerini açtığı zaman içinin titremesine bir türlü engel olamıyordu. Neler olduğunu anlayabilmek için odaya girdiğinde; çocukları, kocası ve o gereksiz kadın hiçbir şey olmamışçasına, sobasını kendisinin yaktığı odada sıcacık uyumaktaydılar. Demek saatlerdir orada öylece yatıp kalmış ve hiç kimse kendisiyle ilgilenmemişti.

Artık bir garip olan dudağına inat çocuklarını ve ne olursa olsun yıllarla birlikte sevmeye başladığı kocasının yanaklarından öptükten sonra mantosunu alıp evden çıktı. Dün sahip olduğu bugünse yitirdiği evinin önünde adımları önce yavaşladı sonra durdu. Bu sessizlik içerisinde öyle heybetli durmaktaydı ki aldığı ev… Elini cebine sokunca, cebindeki demirin soğukluğu hissetti. Kim sorarsa kocasıyla çocuklarına evi gezdirecekti… Tereddüt bile etmedi eve girerken. Kaloriferin havayı kurutmasından, tozdan ve uzun zamandır havalandırılmamaktan evin havası genzini yaktı. Sonunda elini yüzünden çekti. Artık ne kadar isterse o kadar kanayabilirdi…

Zorlayarak da olsa kapısını açıp balkona çıktığın zaman sokak, mahalle, şehir ve kapkara bulutlar bile öylesine güzel görünüyordu ki. Güzelliklere inat ıslanan göğsünün üşümesi ile içeri girip evi gezmeye başladı. Hangi lambayı yaksa şalterin sesinden sonra devam eden bir karanlık varken banyonun lambası yanıverdi. Kendi evinin kapkara taş duvarlı banyosundan sonra beyaz fayanslar, klozet ve duşakabin… Evinde tuvalete girmek bile ne kadar zorken, bu evde banyo bile sıcacıktı.

Aynadaki yüzünde hafiften kanama devam ediyordu ve üstü başı kan içindeydi. Saçının çoğu, yüzünün bir kısmı, elleri ve üstü başı kandan ıslanmıştı. Kendi kendine iğrenç kokuyor ve bu koku burnundan bir türlü gitmiyordu.

Kimden kaldığı belli olmayan küçülmüş bir el sabunuyla elini yüzünü yıkarken su ısınıverdi. Evinin parmaklarını sızlatan soğuk suyunu hatırlayınca, aslında ne kadar doğru bir iş yaptığını ve ne kadar doğru bir karar verdiğini bir kez daha anladı. El değmeyecek sıcaklığa ulaşan suyla duruladığı yüzünden lavaboya damlayan kana aldırış etmeden gidip dış kapıyı kilitledi.

Banyo kapısının koluna üzerinden çıkardıklarını asıp sıcak suyun altına girdi. Uzanıp lavabodan el sabununu alıp saçlarını ve tüm vücudunu sabun bitene kadar defalarca yıkadı. Kan olan gömleğinin temiz ve kuru tarafıyla vücudunu olabildiğince kuruladıktan sonra odada ki kalorifer peteğine sırtını dayayıp yere oturuverdi.

Uzaklarda başlayan bir ezan sesini takip eden diğer ezan sesleri tüm havayı doldurduğu zaman balkona çıktı. Ezan seslerine karışan birkaç köpek havlamasını duyup camiye gitmekte olan yaşlıları da görünce aklına babası geldi. Evlendirmeyip okutması için ne çok yalvarmıştı rahmetliye ama aksilik demek babası demekti. Paltosu ile balkondaydı ve içine de bir şey giymemişti. Üşüdü…

Oysa dün sabahki üşümesinde umut vardı, bu sabah üşümesindeyse umutsuzluk. Paltosunu çıkardı. Katlayıp ayakkabılarının üzerine koydu. Aklına banyo lambası gelince gidip lambayı söndürdü. Muslukları kontrol edip balkona döndüğü zaman çantasından tarağını çıkardı. Çıplaklığına aldırmaksızın saçlarını tarayıp bir lastikle de atkuyruğu yaptıktan sonra balkon duvarının üzerine çıktı.

Sırtını sokağa, yüzünü bir gün öncenin sabahında sahip olduğu ve dünün ikindisinde yitirdiği evine döndü. Dudağında kan, gözünde yaş ve çıplaklığı ile kendisini arkaya bırakıverdi…

Yazan: Tayfun Ak

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir