Beton Sevmem Zeytin Severim Ben

by • 7 Aralık 2014 • DemlikYorumlar (0)773

Edith Piaf çalıyor radyoda. Buzdolabının kapağını sonuna dek açıyorum. Bir kase zeytinle günaydınlaşıyorum. Aklıma çocukluğum düşüyor.

Balkona hazırlanmış kocaman bir kahvaltı masası. Yağ ve kekikle harmanlanmış zeytincikler masanın müdavimlerinden. Ekmeğimi bandırıyorum yağın içine. Fazlası parmaklarımın arasından süzülüyor. Sağıma soluma bulaşmasın telaşında değilim hiç. Oysa annem ikaz üstüne ikaz yağdırıyor. İki kaşı arasında ceviz yağdıran bir bulut var sanki ve birazdan alnımın ortasında ikiye ayrılacaklarmış gibi. Derken yediğim zeytinlerin çekirdeklerini, sapanımla iyotu bol denizlere kavuşturuyorum. Şarkılar söylüyorlar birlikte. Yarına dair kurdukları hayalleri çocukluğuma ne de iyi geliyor. Dedem heybetli öksürüğüyle iyiliğimi bölüyor. “Atma çocuk o çekirdekleri” diyor. Şaşkın şaşkın bakıyorum ve biraz da ürkek. En beyazından bir mendil uzatıyor, buraya koy diyor o siyah incileri. İkiletmiyorum hiç lafını. Bastonuyla sandalyemi dürterek, düş önüme çocuk diyor. Bunu söylerken, dudağının kenarında hınzır bir gülüş beliriyor. Bahçeye iniyoruz. Bastonunu bir kenara bırakıp, başlıyor elleriyle toprağı eşelemeye. Aç diyor mendili. Omuzlarımı silkip, açmasam mı ki diye içimden bir rüzgar geçiriyorum. Ama o gün muzurluk yapmamaya yeminli bir çocuğum. Sonsuzluk o mendilin içinde saklıymış ve ben sadık bir muhafızmışım, bu aziz görev bana verilmiş. Dedemin bu sözleri karşısında dayanamayıp açıyorum mendili. Kahkahalar yükseliyor. Dede, torun bu masala ne de güzel inanıyoruz, inanmak istiyoruz belki de. Ve mendilin içinden aldığı her bir sonsuzluğu atıyor çukura dedem. Sonsuzluk toprağın içinde yuvarlanmaya başlıyor. Yuvarlanıyor, yuvarlanıyor… Gözlerimi kapatıp, “dursun artık” diyorum. Bir uçurumun kenarından daha da aşağılara yuvarlanacak ve sonsuzluk diye bir şey kalmayacak diye korkuyorum sanki. Sabit bir hal alınca kapatıyoruz üzerlerini ve toprağı incitmeyecek şekilde bastırıyoruz avuç içlerimizle. Diniyor korkularım oracıkta. Besle ki büyüsün diyor bir ses. Gelecek günlerden endişeli. Ne güzelsin sen dede diyorum, topraklı avuçlarından öperek. Sahi ne güzel benim dedem. Çıkıyoruz merdivenlerden ağır aksak. Aklımda zeytin çekirdeklerim. O günden sonra uyandığımda önce balkona koşup, aşağıya bakıyorum. Geliyorum deyip, elimde bir bidon suyla yanlarına iniyorum. Su verip, toprağı havalandırıyorum. Havalanma kısmında biraz gıdıklanıyorlar belli ki. Ama hiç sesleri çıkmıyor. Tok gözlüler, arsızlık fıtratlarında hiç olmamış gibi. Fazla olan hiçbir şeyi istemiyorlar. Her şey kararında ve tadında. Çünkü zeytinin iklimi bu.

Büyüyorum. Benimle birlikte zeytinlerim de büyüyor elbet. Dedeme milyonlarca zeytin yetiştireceğime söz veriyorum hasta yatağında. Sözümü tutmam çok zaman almıyor. Şimdilerde ziraat mühendisliği üçüncü sınıf öğrencisi yazıyor kimliğimde. Her zeytin kelimesinde dedem iyiliğimi bölüyor. Besle ki büyüsün diyor. Lakin o kalabalık kahvaltı masasından eser yok. Büyük şehirdeyim verdiğim söz için. Balkona çıktığımda gördüğüm kocaman bir beton yığını. İnsanın üstüne üstüne gelmekte ısrarcı. Halbuki beton sevmem, zeytin severim ben.

Yazan: Esra Genç

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir