Benim Güzel Fiyaskom

by • 2 Temmuz 2014 • Öykü, RıhtımYorumlar (0)1157

<a href="http://www.youtube.com/watch?v=0d5m6_Zwj5c?hl=en"><img src="http://rihtimdergi.com/wp-content/plugins/images/play-tub.png" alt="Play" style="border:0px;" /></a>

İhtimallerin arkasına saklanıp duran, varlığını sorgulamaya kalkışmadan bütün gün mutfakta patates soyan, kirlenen camları silmek için o artık içine giremediği kırmızı elbisesini kesen, bayatlamış ekmekleri inatla yumurtaya bulayıp kızartan anneme göre ben aptalın tekiyim.

Aptal olmanın birinci şartı mutsuz olmak annem için. Mutsuz insanları bu dünyadan zevk almayı beceremeyen ve şükretmeyi unutan insanlar olarak görüyor ve onlara aptal diyerek aslında farkında olmadan hedonizmin savunusunu yapıyor. Ona bunu söylesem anlamaz tabii, beni geçiştirir yine. Beni geçiştirmeyen insan var mıydı peki? Zannetmiyorum, olsun annenin geçiştirmesi her halükarda daha kötü.

Mutfakta yufkaların arasına yağ sürdüğü bir gün hemen arkasındaki küçük yuvarlak masaya oturdum, kafasını çevirip bakmadı. Sürahiden bir bardak su döktüm ve içtim, sonra bir bardak daha… Annem hala bakmıyordu. Bana bakan insan var mıydı peki? Zannetmiyorum, olsun annenin bakmaması her halükarda daha kötü. “Biri var” dedim, “Dünyada keşke sadece o olsa” diye ekledim. Elini üzerine silip döndü ve “Saçma sapan konuşma, işim var görmüyor musun?” diye sordu. “Sen beni görmüyor musun asıl? Seninle ne zaman konuşmaya, derdimi anlatmaya çalışsam dinlemiyorsun. Sıkıldım artık bu susmalardan, içim sıkışıyor anlamıyor musun?” Ben bunu söylerken arkasına dönüp yufkaları birbirinden hızlıca ayırmaya başladı. Bu ayırma işlemi sırasında iki üç tanesi koptu, sinir oldu ve parmaklarını yağa daha çok batırdı. Ardından özensiz bir şekilde yufkaların arasına sürmeye devam etti.

Görünmez olsam, bu lanet evde olduğumdan daha çok algılanırdım. Yaşıyor olsa gidip “Var olmak algılanmaktır” diyen Berkeley’in ağzına sıçardım. Var olduğum fikrini yoğun bir arzuyla kabul etmek istiyor fakat hiç var olmamış olmayı diliyorum. Nihayetinde hiç var olmamış olmak, bir zamanlar bir yerlerde yaşamış ama hiçbir boka yaramamış hatta kendine bile hayrı dokunmamış bir insan olarak bu dünyadan çekip gitmekten çok daha iyi. Ardında dikilmiş bir ağaç bırakanların o garip mutluluğunu tatmamış olan ben, nasıl olsa o ağacı da günün birinde kesecekler bari hiç var olmasın da canı acımasın mantığıyla bir fidan dikmedim. Varlığımla ilgili yaşadığım sorunlara bir de ruh ve hisler eklendiğinde halimin duman olduğunu anladım. Mesela bunca yıldır duyduğum “İstesen yaparsın”ları bir kenara itip “istediğim için yapmadım” demek varken, onca insana bu konuda hak vermek zorunda bırakılmak ruhumu çürütüyor. Ruhumu çürüten şeylerin listesini yapsam buradan Fizan’a yol mu olur, yoksa dönüp dolaşıp içime dert mi olur? Sorulardan bıkıp Turgut Uyar okuyorum:

“sen beni sevdikçe ey yar derdim artar daima
çünkü beni sevsen de
güvenmezsin bana bilirim”

Babam anneme güvenmemiş, ben babama güvenmedim, sevdiğim adam da bana güvenmedi. Böyle bir döngü içinde yaşayıp gidiyoruz. Yaşamak denmez de buna nefes alıp verişlerimizi duymak denir. Ah o nefesleri duymasam ne mutlu olacağım ve bir yazı yazacağım balkona çıkıp: “ Anneler üzülmesin diye öldürülmeyen babalar”

Ne çok konuşuyorum değil mi sevgilim? Üstelik bir dediğim de diğerini tutmuyor. Yoo hayır, onaylanmaya ihtiyacım yok. Aklımda kuşlar kanat çırpıyor sadece, bense seslerini bastırmaya çalışıyorum böyle. Kuşları sevdiğini biliyorum ama en çok sevdiğin kuşu söylemeyeceğim, kimse duymasın. Sesim duyulmuyor, çok mutsuzum. Yanlış anladın, mutsuz olduğum için sesim duyulmuyor. Yoksa sesimin duyulmaması beni mutsuz etmez. Baksana beni annem bile duymuyor.

Annemle başladığım yazıyı seninle bitiriyorum sevgilim. Ve sana sevgilim dediğimi kimselere söylemiyorum.

Müzik: Balmorhea – The Winter

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir