Edebi

Benim Adım Dul

Salona girdiğimde konuşmaları aniden kesildi. Çay kaşıklarının şıngırtısı dışında çatal, bıçak hatta peçete sesleri bile duyuldu uzun zaman. Tutamadım kendimi artık. “Geldiğinizde bıcır bıcırdınız; ne oldu kızlar, ne bu hâliniz?” sorumu “Eline sağlık, kekin çok güzel olmuş, bu börek senin eski tarifinden mi?” diye geçiştirdiler. Ben mutfaktayken ne olmuştu da yanlarına gelince dut yemiş bülbüle dönmüşlerdi bunlar. Aklıma yiyeceklerden saç falan mı çıktı diye bir düşünce bile geldi. Onları uğurlayana kadar sessizliklerini devam ettirdi bizim kızlar.

Meloş, Seboş, Canoş. Hepsi mahalleden can arkadaşlarım. Kocam öldükten sonra yaşadığım günleri onlarsız atlatamazdım. On beş gün sonra kabul günü sırası Canan’daydı. Ben de o zaman ağzıma fermuar çekip suratımı asarak saatlerini zehir etmeye karar verdim.

Süslüyüm ya, hazırlanacağım ya; yardıma ihtiyacın var mı bahanesiyle Canan’ı aradım birkaç gün önce.

      –      Canoşcuğum sen beğenirsin benim kısırımı; istersen yapayım.

      –      Ay ben de seni arayacaktım Sevoşcuğum. Grip oldum. O yüzden iptal ettim günümü.

      –      Çok geçmiş olsun. Çorba yapıp getireyim o zaman sana. Sabah mantar almıştım sizin dükkândan. Mis gibi yaparım.

– Yok yok, gelme gelme. Sana da geçer.

İçimden sanki çok meraklıydım ben de diyerek kapattım telefonu. Neyse, saçlarıma dip boyası attırmaktan kurtulmuştum bir müddet. Bu yüzden sevindim bile. Ben de o günü alışverişe ayırırım diye düşündüm. Biraz mağazaları gezmek iyi gelecekti. Yola çıkmadan manava uğradım. Meyve ve sebzeleri alıp, dönene kadar orada bırakırsam rahat olacaktı. Akşama yorgun argın çarşıdan gelince onları seçmekten kurtulacaktım böylece.

Kendimi tezgâhtaki renk cümbüşünün arasına atmıştım ki bizim Canoş’un kocası manav Hamdi sırıtarak yanıma geldi.

  • Siz daha gitmediniz mi Sevda Hanım? Bizim hanım dünden beri neler hazırladı neler.

Bak şu zillilere! Bana nasıl haber vermezlerdi. O sinirle nar ve elma renklerinin yüzüme transfer olduğundan emindim. Aynı zamanda tüm soru işaretleri beynimde itiş kakış durumuna geçtiler. Adamın bozulduğumu anlamadığımı umarak “Aa, unutmuşum!” diye hızla uzaklaştım oradan.

Baskın basanındı artık. İşaret parmağım zile yapıştı adeta. Klasik kuş sesi apartmanın dışına taşadursun kalp atışlarımı daha da arttı. Kapıyı açan Canoş, ani bir refleksle iki elini boya küpüne dönmüş yanaklarında şaplattı. Biraz önce açılan gözleri acıyla daha da büyüdü.

      –      Sevooşşş!

      –      Sevoş ya! Kızım siz niye beni çağırmadınız?

Hışımla daldım içeriye. Çektim karşıma üç yellozu. Sinirden tir tir titremeye başlamıştım, onlarsa kem küm ediyorlardı. En nihayet Canoş o koca ağzını açıp üstelik ellerini de yüz elli santimlik beline koyarak çemkirmeye başladı suratıma suratıma.

      –      Kızım biz artık seninle görüşmek istemiyoruz.

      –      Aa, deli misiniz siz? Ne yaptım ben size ya?

      –      Sen bilmeden yaptın.

      –      Ne yaptım ya! Ben ne yaptım, söylesenize!

      –      Geçen sefer sana geleceğimi söylediğimde bizim Hamdi senin için ne dese beğenirsin?

      –      Ne diyebilir ki? Yoksa o senin Güdük Hamdi mi istemiyor görüşmemizi?

      –      Hayır canım. Kabul gününün sende olduğunu söyleyince “Ha, o Erotik Sevda’da mı?” demesin mi?

      –      Ne! Ne dedi, ne dedi? Erotik mi?

Canoş’dan cesaret alan Meloş’la  Seboş da atılmadı mı üzerime “Biz de o günden sonra kocalarımızın ağzını aradık; onlar da senin için öyle düşünüyorlarmış!” diye.

Artık kendimde olmadığımı ağzımda bulduğum bir tatla anladım. Hanım göbeğinin şurubuna yine fazla şeker koymuştu işte bu kadın. Şimdi baksan dolaplarının üstleri de toz içindedir mutlaka. Bunları düşünebildiğime göre aklım başımdaydı canım. Haklı tepkimi verdim hemen tabii.

      –      Ee, kızım o onların sorunu; benim sizinle bir derdim yok ki!

Aldığım yanıtla omuzlarımı düşürüp kapıyı nasıl çarparak çıktığımı bilmiyorum.

      –      Bizim kimseye kaptıracak kocamız yok!

Kulaklarımda çınladı durdu bu ses. Ne gece, ne gündüz, ne arşınladığım sokaklarda, ne nihayet gittiğim kuaförde. Bir türlü beynimi tırmalamaktan vazgeçmedi.  Bunca yıllık arkadaşlarım bana bunu yapacaklardı ha! Tabii benim adım büyüktü. Dul… Onlar için “açık kapı” yani… En çok da Çiroz Sebahat’a kırıldım. Onun yeri ayrıydı yüreğimde.

On beş gün sonra manavın önündeydim. O gün semt pazarı olduğu için bizim manav Güdük Hamdi indirim yapmıştı. Oldukça kalabalık olan müşterilerine yetişmek için yere yakın göbeğini oradan buraya koşturup duruyordu.

Erotik müzik araştırmalarım sonucu telefonuma yüklediğim Tito&Tarantula’dan After dark’ı sonuna dek açtım önce. Manavdaki müşterilerin müzikle şöyle bir silkelenen omuzlarına, üzerimdeki pardösüyü çıkardığımda fal taşı gibi açılan gözleri de eklendi. Güdük Hamdi’nin tam tartıya koyacakken elinden düşürdüğü poşetteki razakı üzümler, salkımlarından ayrılıp yayıldılar zemine. Sutyenimin içine soktum telefonumu. Müziğe uyum sağlayan hareketlerle dans etmeye başladım. Saçlarımla aynı renk olan sutyen-külot takımım ve siyah fileli çoraplarımı tutan jartiyerim, sonbaharın soğuğuna benden daha çok direnç göstermekteydiler. Oradakilerin gözlerinin dışında sanki meyvelerin, sebzelerin de bakışları üzerimdeydi. Kimse kıpırdamıyordu. Sokak arası olmasına rağmen caddeden geçenlerle kalabalık daha da arttı. Gözlerimi kapattım. Müziğe konsantrasyonumu bozmamalıydı bu insanlar. Bir ara elime geçen bir metalle gözlerimi açtım. Bu, tenteyi tutan kalın bir destekti. Hiç kaçırmadım. Hatta çok sevindim. Ben artık bir kabare kızıydım. Bugün için daha önce onlarca kez videolarını seyrettiğim tüm erotik figürleri üzerinde uyguluyordum ki tiz bir sesle ortalık çınladı.

–              Aa, yeter artık bu kepazelik!

Beyaz saçlarının kalanlarından ensesine topuz yapmaya çalışmış geçkin yaşta tombul ötesi bir kadın, yerdeki pardösümü eline geçirmiş oramı buramı örtmeye çalışıyordu. Benimse pozisyonumu bozmaya hiç niyetim yoktu. Böylece üçümüz bir vücut olmuştuk artık. Buna ilk isyan eden direk oldu. Hepimiz koca tentenin altında kalıverdik bir anda. Bağrış, çağrış, oradan çıkabilmek için benim biraz önce yaptığım figürlere taş çıkartan hareketler, meyve ve sebzelerle alt alta üst üste olmalar. Ve küfürler… İnsanların can havliyle ne kadar çabuk değişebildiğini görmek acıydı aslında.

Ne kadar vakit geçti farkında değilim ama pardösümü giyip uzaklaşırken avaz avaz bağırmamdan kim ne anladı bilmiyorum.

–              Erotik Sevda’ymış ha! Erotik öyle olmaz; böyle olur işte!

Güdük Hamdi’nin yüzündeki uzaylı görmüş ifadesini ömrüm boyunca unutmayacağım. Evimin kapısında beni bekleyen kamyon şoförü ve hamallara “Geldim işte, hadi gidiyoruz!” dedim. İyi ki kocam öldükten sonra evdeki eşyalarımın sayısını azaltmıştım. İyi ki ayaklarıma kara sular inse de on beş günde yeni bir ev bulabilmiştim. İyi ki o erotik figürleri o kadar seyredip hakkını vermiştim. İyi ki o upuzun siyah saçlarımı alev kırmızısına boyatmıştım…

Comments (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

BİR KÜÇÜK NOT

Sponsorluk ve reklam için: info@rihtimdergi.com

YAZI GÖNDERME

Demlik bölümüne, belirlenen tema ile ilgili Öykü/Deneme/Şiir türlerindeki yazılarınızı 20 Kasım’a kadar gönderebilirsiniz.

38. Sayı için tema: “Zam-an”

Ekip sayfasından iletişim adreslerini öğrenebilirsiniz.

Detaylı bilgi için tıklayınız.