Ben kimim?

by • 5 Nisan 2015 • Öykü, RıhtımYorumlar (0)934

Uyanıyorum. Saat 6. Günaydın diyorum kendi kendime. Bir sigara yakıyorum henüz yataktan kalkamadan. Sigarayı hala bırakamadım. Tam 1 saat sonra iş yerinde olmam gerektiğini anlıyorum. “Benim bir işim yok ki” diyorum kendi kendime. Ellerim, ayaklarım, yılların rutinine alışmış birer robot gibi. Giyiniyorum, dişlerimi fırçalıyorum, karımın hediyesi olan pahalı ayakkabıları giyiyorum. Boğazımı bir şey sıkıyor ama, anlamlandıramıyorum. Kravat taktığımı o zaman anlıyorum. Oysa ben hayatımda hiç kravat takmadım. Metroya biniyorum. Saat 6.45. Tanıdık simalar bana selam veriyor. Ne zaman tanımadığım her insana selam verir oldum? Kafam karışık. Kendimi aynı anda bir çok yolda yürüyen biri gibi hissediyorum. Her yolu avcumun içi gibi biliyorum, ama hangisini istediğimden emin değilmişcesine bu sabah rastgele bir sabaha uyanmışım gibi.

Gözlerimi açıyorum. Saat 11. Yüzümü yıkamak için banyoya gidiyorum. Evin karmaşıklığı ruh halimi yansıtıyor gibi. Yüzüme su çarpıyorum ve aynaya bakıyorum. Göz altlarım mor. Yanaklarımda çok az et var. Kendime bakıyorum. Ben ne zaman bu kadar kilo verdim? Yatağın yanına oturup bir sigara yakıyorum. Doğru gelmiyor hiçbir şey. Koskoca yatağın hali içler acısı karakterim hakkında bana ip uçları veriyor. Saate bakıyorum. 12. Tanrım zaman nasıl da çabuk geçiyor! Kapı çalıyor. Açıyorum, yüzünde endişeli bir ifade ile yaşlıca bir adam karşımda duruyor. “İyi misiniz beyim, gazetenizi almamışsınız?” diyor. Ne zamandan beri gazete okuyorum ve ne zamandan beri bir bey oldum? Çıplak ayaklarımla kapı eşiğinde duruyorum. Anlamlandıramıyorum. Anlamlandırmak istemiyorum. Bağırmak istiyorum. Sorular sormak istiyorum. Ama karşımdaki adama bahşettiğim kısa bir teşekkür gülümsemesi dışında bedenim tepki vermiyor. Ahşap döşemenin soğukluğu canımı sıkıyor. Bakakalıyorum. Odanın siyahlığına, gün ışığına inatla direnen perdelerime, odanın bir köşesindeki sandalyeye ve üzerinden dumanları dökülen sigarama.

Uyuyamıyorum. Saatlerimi harcadığım bilgisayarın göstergesi 08.45 diyor. Masamın üzerinde bir çay bardağı, bir anahtar ve bir kitap var. Anahtarı gördüğüme sevindim. Gözümün önünde kaybolan şeylerden nefret ettiğimi bir kez daha fark ediyorum. Güneşliğimin altından beyaz ışıklar odama sızıyor. Halbuki ben geceden yaktığım lambayı söndürmemişim bile. Ne çabuk sabah oldu? Yetişmem gereken bir hayat, dilemem gereken bir özür ve borçlu olduğum bir gelecek var. Haftalardır yüzünü görmediğim gün ışığına karşı borcum var. Benimle ne alıp veremediğini bulmam gereken bir sokak kedisi var. Ziyaretine gitmem gereken bir ağaç ve sohbetini özlediğim ilkbahar çiçekleri.

Tıpkı şarkının sonunda kendini tekrar düzen gibi. İki nota daha.

Sonra.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir