Edebi

Ben Gezegen Olsam

Bir dünya diliyorum, sadece “iyilik” egemen olsun. Çalar saatin zımba etkili pervasız sesi, ruhumu bedenime kilitledi ve uyandım! Kalkın artık, mesai başlıyor, rüyalarınıza sonra devam edersiniz…

Etrafımıza baktıkça, iyiliğe nadir rastlar olduk?

Doğal seleksiyonda, vicdanı az olan insan, çoğalır oldu sanki. Bu işin anahtarı, o gün her ne yaptıysa, kafasını yastığa koyduğunda, rahat uyumasından kaynaklanıyor olabilir mi? Büyük ihtimalle deliksiz uyku ile metabolizmalarını besleyerek, daima kuvvetli kalıyorlar.

Y. Noah Hariri, Homo Sapiens kitabında şöyle yazar; “…Sapiens’in suçu mudur bilinmez, ama gittikleri her yerde, yerli nüfus tükendi. Bir insan türü olan, Homo Soloensis’in son kalıntıları 50 bin yıl önceye tarihlenmektedir. Homo Denisova da bundan kısa süre sonra yok oldu. Neandertaller ise yaklaşık 30 bin yıl önce yok oldu. Geride kemikler, DNA’mızdaki bazı genler, cevaplanmamış pek çok soru ve son insan türü olan Homo Sapiens’i bırakmış oldular…”

Kitaba göre, ilk insandan bu güne, iyi-kötü savaşı hep süregelmiş. Sonuçta birçok insan türünden, temelde ahlak yapısı farkı nedeniyle, Homo Sapiens hayatta kalmıştır. Diğer türler en iyi ihtimalle yüzdesi az da olsa, % 1-6, Homo Sapiens’in DNA’sında bir iz olarak, ancak bugüne ulaşmayı başarabilmiştir.

Burada ilginç olan ise, tüm diğer insan türlerine nazaran, daha kaslı, daha büyük beyinli ve ahlakça güzel vasıflara sahip Neandertal türünün de, Homo Sapiens tarafından yok edilmesidir.

Garibim Dünya, taş sofralarda, aş olarak, homo sapiens tarafından afiyetle mideye indirilen ve nesli tüketilen, ne çok farklı insan ve hayvan türü görmüş.

Bir arkeolog gibi katmanları tek tek kaldırırsak, insanlığın utanç verici binlerce katmanını, bir kitabın sayfaları gibi teker teker çevirebiliriz. Bu gerçek, insanlığı görece rahatsız ettiği için pek dile getirilmese de; Homo Sapiens, tarih sahnesine çıktığından beri cebren ve hile ile hep baş aktör olmuştur.

Dünyanın farklı yerlerinden haberlere artık parmak ucumuzla erişebildiğimiz için yozlaşmanın arttığını düşünüyor olabiliriz. Çünkü katman kaldırmaya gerek kalmadan, teknoloji birçok şeyi oturduğumuz yerden bize sergiler oldu. Sadece insan sayısının artması bile, sistemin bozulma hızını ışık hızına yaklaştırdı diye düşünüyorum. Az kaldı ha gayret, boyut atlayacağız!

Hiç mi iyi bir örnek yok derseniz, WA eyaletindeki Seattle şehri. Amerika’nın en yalnız şehri olmasına rağmen (insanların %63,4’ü bekâr) herkesin beslediği en az bir hayvan dostu var. Kendine gösterdiği özeni hayvana ve doğaya da gösteriyor, çevresini seviyor. Evler ağaçlardan arta kalan yerlere, orman içine saklı ve doğaya saygılı biçimde inşa ediliyor. Ağaçlar kesilmiyor. Sevginin ve aşkın ille de iki birey arasında olması gerekmez. Doğayı, kuşu, kediyi, sincabı, rakunu, kargayı da sevebilirsiniz. Ormanın içine kurulu, kendi kendine yeten, sevgi kanalları açık, devasa biyolojik bir şehir, hatta gezegen gibi. Biraz yürüyüş yapınca çok güzel engin bir enerji ve tertemiz hava ile doluyorsunuz. Unutmayalım ki, oradakiler de Homo Sapiens.

Kadim orta doğuda ise, uzun zamandır insana saygı, tok ağırlamak gibi; saygısızlığa doydukları için, tabaktaki saygıdan bir çatal alan olmuyor. Herkes konuşuyor ama birbirini dinleyen yok. Her ferdin kendini kral ilan ettiği, ama hiç kimsenin bir diğerini kral olarak tanımadığı, kalabalık Homo Sapiens güruhu.

Bu arada geçmişten çok iyi anılar getirmesek de, gelecekte homo sapiens için böyle giderse ön görüler, nasıl olur derseniz?

Zamanınız olursa ve izlemediyseniz, iki farklı film tavsiye edeceğim:

Birincisi, Tom Hanks’in rol aldığı Cloud Atlas, Türkçesi Bulut Atlası. Yönetici grubun, çoğunluğu oluşturan köle insanları, artan nüfusu dengelemek ve besleyebilmek için, yine sağlıklı köle insanlardan üretilen püre ile besledikleri, çarpıcı bir film. Ana fikri, “Görünen, gerçekten farklıdır.”

İkinci film ise, Blade Runner 2049, Türkçeye, Bıçak Sırtı adıyla çevrilmiş. Film’de birçok bilim kurgu gibi, insanlar ihtiyaç kadar fanuslarda üretiliyor. Burada en çarpıcı nokta ise, fanusta insanın çalışabileceği “ergen yaşa gelene kadar büyütülüyor” olması. Niye bebek beslemek, eğitmek, emek harcamak ve bunlar için beklemek zorunda kalınsın? İşte hemen kullanıma yönelik, hazır kıta insan gücü! Hatta yeni tip üretimde, kadınlar tahmin edersiniz, “rahimsiz versiyon”. Malum, üretim kontrollü olmak zorunda! Manşetimiz “Kalifiye köle üretilir.”

İşte şimdi elmayı yiyerek, cennetten kovulmayı düşünebiliriz. Sümer metinlerinde de, köleye ihtiyaç olduğunda, “insanlığın” bir köle projesi olarak üretildiği yazılır. (Bkz. Zecharia Sitchin 12. Gezegen) Geldik mi başlangıçtaki, Homo Sapiens’e.

Karşılıklı aynalardaki sonsuz görüntü gibi, oyun içinde oyun sergileyen neslimiz… Olumsuzlukları yok edemeyiz ama unutmayalım, azaltmak bizim elimizde.

İki sene önce evimizin önünde, beni içeri alın diye yalvaran bir kediyi, yakarışına dayanamayarak içeri aldık. İlk zamanlar tekrar dışarı atılma korkusu veya sokaklarda atlattığı zor günler nedeniyle, severken aniden kallavi bir tokat yemeniz an meselesi idi. Nereden geldiğini anlamadığınız bu tepki canınızı çok yakabiliyordu, o yüzden adını Bulgaristan’ın kuvvetli halterci kadınlarına ithafen “Bülgish” koyduk. Ailenin tüm fertleri, bereler hatta vurma şiddetine göre morarmış tırmıklarla toplumda gezer olmuştuk. Bir sene içinde azalarak bu tokatlar bitti. Gösterdiğimiz sevgi, onu iyileştirdi. Şimdi yaptığı maskaralıklarla tüm ailenin mutluluk sürahisi oldu. Biri üzgünse, bardakları doldur Bülgish diyoruz. Hemen komik bir oyun sergiliyor. Tırmıktan çekindiğimden değil, sağlıkla var olsun istediğimden, maşallah diyelim. Öyle ki onun mutluluğu artık bize yansıyor.

Günümüzde, çoğunluğa baktığınızda, üstün meziyetlerine rağmen maalesef bir kedi kadar olamadı, insan.

Ben gezegen olsam, dünya olmak istemezdim. Ne kadar muhteşem güzellikleri sunsan da bir o kadar insan denen şeytana şapka çıkartacak varlığı taşımak zorundasın… Onun yerine, üzerinde amip benzeri tek hücreli varlıkların olduğu bir gezegen daha makbul olabilir. Zira güzellik de önemli değil, kum yığını olmaya razıyım. Yeter ki içinde kötülük barınmasın!

Şimdi yazının başındaki çalar saat, irkilten sesiyle tekrar haykırsın, kendimize gelelim! Bir an önce dünyanın da bir canlı olduğunun farkına varıp, her şeyi ile sevmek, saymak ve birlikte uyum içinde yaşamak dileğiyle…

Verilen emek geç de olsa mutlaka size dönecektir, “sevgi” en iyi ilaç ve yaşam denen varlığın yegâne anahtarıdır.

Sevgiyle Kalın.

Comments (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

BİR KÜÇÜK NOT

Sponsorluk ve reklam için: info@rihtimdergi.com

YAZI GÖNDERME

Demlik bölümüne, belirlenen tema ile ilgili Öykü/Deneme/Şiir türlerindeki yazılarınızı 20 Kasım’a kadar gönderebilirsiniz.

38. Sayı için tema: “Zam-an”

Ekip sayfasından iletişim adreslerini öğrenebilirsiniz.

Detaylı bilgi için tıklayınız.