Bazı Hatalar Mükemmeldir

by • 6 Aralık 2015 • Öykü, RıhtımYorumlar (0)893

“ Ailen ile tanıştırmak istediğine emin misin? “

Diye sordu Emre. Zeynep, gülümseyerek cevapladı.

“ Ne o korktun mu? “

“ Korkmalı mıyım? “

“ Bilmem “

“ Nasıl bilmiyorsun “

“ Tanıştıracağım ilk erkek olacaksın, ne tepki vereceklerini bilmiyorum? “

“ Bu iyi bir şey sanırım. “

“ Olayın neresinden baktığına bağlı. “

“ Bunu ne zamandır planlıyorsun? “

“ Son bir saattir. “

“ Anlamadım? Lunaparkta mı geldi aklına? “

“ Evet. “

Gülümsedi Zeynep. Onun bir saniyelik gülümsemesi için her şeyi yapabilirdi Emre. Kahkahasını hiç sevmezdi Zeynep. Emre’nin ise en sevdiği şeydi bu.

Mükemmeliyetçilik kanınıza işledi mi önce kendinden başlar insan. Kendi kusurlarını kapatmak önceliği olur. Kaşını, gözünü, burnunu… Emre ise kusurları severdi. Çünkü bilir ki kimse mükemmel değildir. Dahası o kusurlardır karşısındakine aşık eden insanı.

“ Ben senin daha çok ne olduğunu bilmediğim ama senin ihtiyacın olduğunu düşündüğüm bir şeyleri beklediğini sanıyordum. “

“ Artık beklemiyorum.“

“ Neden? “

“ Buldum çünkü. “

“ Daha açık olsan. “

“ Şu aletin adı neydi? “

“ Hangi aletin? “

“ Şu tam tur dönen. İnsanı baş aşağı sallandıran. “

“ Ranger mı?  “

Emre gülümsedi bu kez. Bilmediği bir şey olduğunda sinirleniyordu Zeynep ama bu kez öyle olmamıştı. Arkasından bir şeylerin geleceğinden emindi.

“ Heh işte o. Ona bindiğimizde sana sarıldım ya ben… “

 “ Evet? “

“ Korktuğum için sarılmadım sana. Yanında bana bir şey olmayacağına inandığım için sarıldım. Seni seviyorum ben… “

“ Ne dedin sen? “

“ Seni seviyorum işte. Utandırma beni… “

Emre bir an duraksadı. Bunu ilk kez duyuyordu Zeynep’in ağzından. Bu anın tadını mı çıkarmalıydı? Yoksa bir kez daha mı duymalıydı karar veremedi.

“ Biliyorum, ilk kez söylüyorum bunu sana. Ama tam olarak emin olmadan söylemek istemedim. Kızmadın değil mi bana, şimdiye kadar söylemedim diye?  “

Emre ufak bir gülümseme kondurdu suratına. Ona doğru baktı birkaç saniye. Yol, araba, dünya çok da umurunda değildi o an. Üç buçuk milyarda bir yakalanabilecek bir şans yakaladı. Birinin sizi sevmesi ve sizin de onu sevmeniz çok kolay bulunan bir şey değildi. İnanmayanlar buna “ şans “ diyor, inanlar ise “ kader “. Neyin nasıl olduğunu tam olarak çözebilmiş bir kimse daha olmadığı için herkes tezinde haklı. Belki de bu yüzden bu kadar çok tanımı var “ aşkın “ ve hiç biri tam olarak anlatamıyor içinize dolan bu garip hissi.

“ Son kez olmasın, bu bana yeter “ dedi Emre. Bu kez Zeynep gülümsedi. İnsanlara katlanamıyordu. Onun için belli başlı şeyler vardı. İlişkinin yürümesi, devam etmesi için. Aşka inanmazdı. O sevgiye inanırdı ama bu adama karşı bundan çok daha fazlasını hissediyordu. Bazı anlarda kendini geri çekmek istese de buna engel olamıyordu. Çünkü hissettiği şey o kadar basit değildi. Onu aramadan durduğu bir an bile yoktu. Sesini duymak, nefesini telefondan bile olsa hissetmek, tek başına sevgi ile açıklanamazdı. “ Aşık olmak “ üzereydi ya da olmuştu çoktan. Bilmediği bu yeni duygunun esiri olmak üzereydi ve onu birazcık da olsa korkutuyordu.

“ Sen de beni sev ama olur mu? Sadece sev. Başka bir şey ne istiyorum ne de diliyorum senden. “

“ Zaten seviyorum seni bunu biliyorsun “

“ Biliyorum. Geçip gitmesin. Benimki geçip gitmeyecek. Seninki de geçip gitmesin. “

Emre onu öpmek istiyordu. Ama araba kullanırken bunu yapamazdı. Zeynep bunun farkındaydı ve o yaklaştı. Yanağına kocaman bir öpücük kondurdu.

“ Bununla idare et! “

Emre gülümsedi. Çok fazla cümle kurmasına gerek yoktu. Karşısındaki kız istediği, beklediği, özlediği her şeydi. Emre aynalarını kontrol ederken arkasında büyük siyah bir cip’in olduğunu gördü. Elini camdan çıkarttı ve “ geç “ işareti yaptı. Siyah cip onu sollamak için hamle yaptığında her şey normal gibiydi ama araç onu ne geçti ne de arkasında durdu. Emre bu olayı garipsemişti. Aracın tüm camları siyah film ile kaplıydı. İçerisi görünmüyordu. Emre korna çalmaya başladı. Bir şeyler tersti ve bunu anlamaya çalışıyordu.

“ Ne yapıyor bu? “

Emre tekrar kornaya asıldı. Araç gram kıpırdamıyordu. Emre sinirlenmişti. Hızlanmak istedi. Araç da hızlandı. Aradaki mesafeyi koruyordu.

“ Yürüsene be adam “

“ Sakin ol hayatım “

Emre, Zeynep’e çok kısa baktı ve kafasını tekrar çevirdiğinde yanındaki araç ani bir fren yaptı. Arabanın çıkardığı ses kulakları tırmalıyordu. Karşı şeritte, yoldan çıkmış kamyon, siyah araç fren yapar yapmaz Emre ve Zeynep’in arabasına olanca hızıyla çarptı…

***

Profesör, Emre’ye uyanması için seslenmişti. Gözlerini açar açmaz doktora baktı.

“ Zamanı geldi evlat “ dedi profesör. Emre başını salladı ve kıvrıldığı kanepeden doğruldu. Profesör, Emre’nin bu haline çok üzülüyordu.

“ Artık aramıza dön, sonuç ne olursa olsun. “dedi. Emre ufak bir gülümseme ile karşılık verdi profesöre. Ardından da içinden geçeni söyledi.

“ Bazen anılardan başka gidecek yerin olmaz profesör… “

Onu tekrar hayata döndürmesinin yolunun bu olduğunu biliyordu Emre. Makineye bağlanmadan evvel profesör tarafından uyarılmıştı.

“ Gittiğin yer hiçlik. Orada ne olduğunu, ne ile karşılaşacağını bilmiyorsun. Kendini fazla kaptırma. Onu alamıyorsan, geri dön. Yoksa hep orada kalabilirsin “

“ Beni tekrar hatırlayacak profesör. Merak etmeyin. “dedi. Ne kadar garipti.

Onu ilk gördüğünde, bankın üzerinde soru çözüyordu. İlk görüşte aşka inanmasa da o kıza aşık olmuştu. Siyah dalgalı saçlarını kulağının arkasına attığında bir kadının çekici olabileceğini o bankın üzerinde fark etmişti. Onlarca elektrottan oluşan kaskı kafasına geçirirken ilk günü düşünüyordu. O anlar gözünün önüne geldiğinde gülümsedi. Profesör bunu fark etti.

“ Neden gülümsüyorsun? “ diye sordu. Gerçeklik algısını tamamen kaybedip, hayal dünyasının içinde hapsolabileceği bir şeyi gözünü kırpmadan deneyen bu adama sorulması gereken bir soruydu.

“ Onu düşünüyorum. İlk tanıştığımız anı. Sanırım bir şeylerin sonuna gelince akla hep ilk anlar geliyor. Onu çocukluğumun bayram sabahlarına benzetmiştim hep. Aylarca o günün gelmesini beklersin ve bayram sabahı geldiğinde bir çocuktan daha mutlusu yoktur. Onun yanındayken aynen böyle hissediyordum… “

Profesör ve Gözde birbirlerine baktılar. İkisi de bir şey diyemedi. Emre kaskı aldı başına geçirdi. Artık her şey hazırdı. Hemen sağında Emre gibi Makineye bağlı Zeynep’e baktı ve elini sıkıca tuttu. Profesör makineyi çalıştırdığında hiçbir şeyin geri dönüşü yoktu.

***

Bir tepenin üzerindeydi kulübe. Etrafında ondan başka hiçbir şey yoktu. Yalnızlığın kendine has havası vardı. İç karartıcı ve yağmurlu. Tepenin üzerinde kopuyordu fırtına sadece, tepenin etrafındaki hava günlük güneşlikti.

Emre, yavaş adımlarla tepeyi çıkarken, söyleyeceklerini düşünüyordu. Kulübeye yaklaştığında heyecanı biraz daha artmıştı. Kapının önüne geldiğinde bir an duraksadı. Ardından kapıyı çaldı. İçeriden bir ses gelmesini bekledi ama çıt çıkmamıştı. Eliyle yavaşça ittirdi kapıyı.

“ Gözde sen misin? “

Duyduğu ilk ses buydu. Sesin geldiği yere doğru devam etti Emre. Yavaş ve ürkek adımlarla.

“ Gözde sen misin? “

Tekrar aynı soruyu duyduğunda biraz daha yaklaşmıştı Emre. Birkaç adım daha attı ve tahta bir sandalyede oturup, pencereden dışarıyı seyreden kızla karşılaştı. Arkasından gelen sesi duyunca kafasını çevirdi kız.

“ Sen Gözde değilsin! Kimsin? “

Emre, ona bakıyordu. Yutkundu. Gerçek gibiydi. Bir adım daha attı. Üzerindeki çiçekli elbise, başındaki yine çiçekli bant ile öylece oturan Zeynep, hiç hareket etmiyordu. Sadece ona bakıyor ve cevap vermesini bekliyordu.

“ Adım Emre “ dedi. Zeynep, kafasını önce öne eğdi. Ardından tekrar kaldırıp yüzüne baktı. Yüzünü tanıdık gibiydi ama kim olduğunu çıkaramıyordu.

“ Daha önce tanıştık mı? “ diye sordu Zeynep. Daha evvel tanışmış olmaları gerektiğine inanıyordu. Yüzü çok tanıdıktı.

“ Yüzünüz çok tanıdık “

“Çünkü “ diye ilave etti cümlesinin sonuna. Emre, gülümsedi. Onu tanıdığını düşünmesi hoşuna gidiyordu.

“ Evet, daha evvel tanıştık “ dedi. Bu sefer Zeynep’in yüzünde bir gülümseme belirdi. Biraz rahatlamış gibiydi. Tedirginliği pek kalmamıştı. Kuzinenin üzerindeki çaydanlığın taşırdığı suyun çıkardığı sesle bozuldu kısa sessizlik. Zeynep, yerinden kalktı ve çaydanlığın altını boşaltı üstüne.

“ Çay demliyorum. İçer misin? “diye sordu Emre’ye. Emre soruyu başı ile cevap verdi. Evet anlamında salladı başını. Zeynep, çaydanlığın altına musluktan suyu doldurup tekrar kuzinenin üzerine koydu. Arkasından tekrar sandalyesine geçip oturdu. Emre, onu sessiz kalmak istediğini düşünüyordu. Ama aslında öyle değildi.

“ Neden buradasın? “ diye sordu. Emre, Zeynep’in hemen solundaki masanın yanındaki sandalyeyi aldı. Zeynep’in yanındaki ufak boşluğa koydu ve oturdu. Birlikte pencereden dışarıyı izliyorlardı. İçeri girerken ıssız bir tepede duran evin penceresinden, şehrin en işlek caddesini izliyorlardı. Emre’ye tanıdık gelmişti bu görüntü. Bir an düşündü. Çok kısa bir an. Zira on yıldır yaşadığı evin penceresinden süzülen ışığı ve manzarayı unutması pek mümkün değildi. O şaşkınlığını üzerinden atmaya çalışıyordu. Bir yandan da konuşmak istedi. Eliyle penceredeki manzarayı gösterip “ Burası neresi? “ diye sordu Zeynep’e.

Zeynep, gülümsedi. Başını çevirip baktı. Şu an içindekinin kim olduğunu bilmeyi çok isterdi. Hangi Zeynep ile konuşuyordu, şu an onun gözlerinin içine bakan kimdi? Bilmeyi çok isterdi.

“ Evin “ dedi Zeynep. Sinirlenmişti. Yerinden kalktı. Çaydanlığın başına gitti. Demliğin, kapağını açtı. İçine bakıp kapattı tekrar. Emre, onu izliyordu. Zeynep, kafasını çevirip sinirle sordu.

“ Sen kimsin? “

Emre, birkaç dakikadır yaptığı konuşmaların tamamının boşa gittiğini düşünüyordu. Başka biri gelmişti bile. Tedirgin bir biçimde yanıtladı soruyu.

“ Emre ben “

Zeynep, haykırarak konuşmaya başladı. Eliyle, karşı binadaki bir daireyi gösterip hızlıca konuşmaya başladı.

“ Görüyor musun? Orası neresi biliyor musun? Bilmen gerek. Bilmelisin. Orasının neresi olduğunu bilmelisin. “

Emre, ayağa kalktı. Zeynep’i sakinleştirmeliydi ama Zeynep pek sakinleşecek gibi değildi. Elindeki fincanı fırlattı duvara. Tüm gücüyle bağırdı.

“ Orası neresi? “

Emre, bu soruya vereceği cevabın her şeyin anahtarı olduğunun farkına varmıştı. Zeynep ona bir kapı sunuyordu ve Emre’nin içeri girmesi için bir fırsat veriyordu.

“ Babanın evi “ dedi, Emre. “ Orası babanın evi “ diye tekrarladı. Zeynep, sakinleşmişti bir anda. Hızlı adımlarla yaklaşıp sarıldı Emre’ye. Sıkıca. Boynunu öptü usulca. Emre gözlerini kapatmıştı. Zeynep, kafasını çekti ve gözlerine baktı.

“ Burada ne işin var? “dedi. Emre çok net cevap verdi.

“ Seni almaya geldim “

Zeynep, duraksadı. Emre’den birkaç adım uzaklaştı.

“ Gelemem “

Emre, şaşırdı.

“ Neden? “ diye sordu. Sorunun cevabından ne kadar korksa da sormalıydı ama Zeynep cevap vermedi. Sessiz kalmıştı. Başını öne eğdi. Emre, Zeynep’in uzaklaşmak için attığı adımları ona yaklaşmak için kullandı. Elini beline koydu. Diğer elini boynuna götürdü. Zeynep, gözlerini kapatmıştı. Emre, usulca yaklaştı ve öpmeye başladı. Zeynep, hemen karşılık vermişti. Üzerindeki, çiçekli elbiseyi çıkartmak için elini sırtındaki fermuara götürdü ama içeriden gelen ses ile durdu Emre. Bu bir bebek sesiydi ve ağlıyordu. Zeynep’e öylece bıraktı. Arka taraftaki odaya doğru ilerledi. Burnuna gelen bebeğin kokusunu içine çekti. Gözlerini kapatmıştı. Hemen arkasından Zeynep geliyordu, onu takip eden adımlarla. Tahta beşiğin içindeki güzelleri güzeli kız çocuğuna baktı Emre. Hemen arkasından gelen Zeynep’e çevirdi kafasını.

“ Zeynep? “ dedi, Emre. Sadece bunu diyebildi. Gözlerinden akan yaşlara engel olamıyordu. Elini uzattı. Kızını kucağına aldı. Önce kokladı. Ardından ufak öpücükler kondurdu. Ağlayan bebek susmuştu. Babasının kollarındaydı, Emre’nin yüzü hiç gülmediği gibi gülüyordu.

“ Karnı tok değil mi? “diye sordu. Zeynep gülümsedi.

“ Emre, saçmalama elbette aç. O yüzden uyandı “

Emre’nin kucağından aldı bebeği. Beşiğin yanındaki ufak koltuğa oturdu. Çiçekli elbisesinin düğmesini açtı ve bebeği emzirmeye başladı. Emre, ayakta durmuş öylece bakıyordu. Hep hayalini kurduğu aileye bir anda sahip olmuştu. Oturma odasına doğru yürüdü. Demlenmiş çaydan iki fincan alıp tekrar bebeğin olduğu odaya doğru gitti. Zeynep, emzirmeyi bırakmıştı bebeği. Tekrar beşiğin içine bıraktı yavaşça. Emre’nin getirdiği fincanı alıp, tekrar oturma odasına geçtiler. Zeynep, çaydan bir yudum aldı ve Emre’nin yüzüne baktı. Emre bir yere odaklanmıştı. Yüzünde gülümseme eksik olmuyordu. Kendini tutamadığı her halinden belliydi. Zeynep bu anı ne kadar bozmak istemese de yapması gerekeni yapmalıydı.

“ Bu yüzden seninle gelemem “ dedi. Emre, kafasını çevirip Zeynep’e baktı. Yüzündeki gülümseme değişmemişti.

“ Hayır, Emre. Hayır. Sen buraya ait değilsin. Benimle kalmana izin veremem “ dedi. Emre buna bozulmuştu.

“ Neden? “ diye sordu Emre. Sinirli bir şekilde ama daha çok hayal kırıklığı vardı.

“ Burada olmayı ben seçtim. Biri için değil, kendim için seçtim burayı. Ben bir kaçağım. Kaçıyorum. Seni deli gibi seviyorum ama kaçıyorum. Kaçmalıyım, çünkü ben bir korkağım “

Emre elini uzattı Zeynep’in yanağına. Ufak bir dokunuş ile kaldırdı kafasını Zeynep. Birbirlerine odaklanmışlardı. Gözlerini birbirlerinden ayırmıyorlardı.

“ Neden buraya hapsettin kendini? Neden sana yardım etmeme izin vermedin? “

“ Düşler içinde uyumak, gerçeklerle uyanık kalmaktan daha iyidir, çünkü acıtmaz. “

Emre, ayağa kalktı. Elindeki fincanı masanın üzerine koydu. Şöyle bir etrafına baktı.

“ Burada kalmak istiyorum “

Zeynep, yerinden fırladı. O da elindeki fincanı bıraktı masanın üzerine. Ellerinin arasına aldı Emre’nin kafasını.

“ Burada, seninle yaşlanamam. Çünkü burada zaman yok aşkım. Burada hiçbir şey yok. Sadece ben ve hiç yaşanmamış anılarım var. Gelmemi isteme. Kalmayı da düşünme. Git! Bir kızı sev. Ona bağışla her şeyini. Unut bizi. Sadece unut! “

“ Bunu nasıl söylersin? “

“ Bazen, söylenmemesi gereken şeyler söylenmeli. Gerçek ancak böyle ortaya çıkar sevgilim. “

“ Seni özlüyorum. “

Zeynep, dudaklarından öptü Emre’yi. Gözlerinden akan yaşları silmeyi bırakmıştı.

“ Bunu söyleme. “

“ Özlüyorum. Kokunu, sıcaklığını, sesini, kahkahanı… Birinin, içinde başkasını aramak ne demek biliyor musun? Seni arıyorken, başkasını nasıl sevebilirim? “

“ Yapabilirsin. Sadece istemen gerek. “

“ Asla! “

“ Emre, zorlaştırma. Bunun bir yolu var sadece. Biliyorsun. “

“ Gitmeyeceğim. Burada sizinle kalacağım. “

Zeynep’in yanından ayrılıp, az evvel bıraktığı fincanı alıp dışarı çıktı. Evinin önündeydi. Kafasını gökyüzüne doğru kaldırdı. Yağmur damlaları düşmeye başlamıştı. Islanacaktı ama umurunda değildi. Kapının hemen girişinde duruyordu Zeynep. Gülen gözlerle izliyordu onu. Aşıktı. Yolun, hemen ucunda, kaldırımın üzerindeki adama bakıyordu.

Emre’nin kalmayı istemesi kadar istiyordu onun kalmasını. Acı çektiğini hissetmiyordu o geldiğinden beri. Elini kalbine götürdü. Tekrar attığını hissediyordu. Tekrar, mutlu olabileceğini hissediyordu. Zeynep, birkaç adım attı. Artık Emre’nin yanı başındaydı. Elini tuttu. Parmakları birbirine kenetlenmişti. Birbirlerine baktılar. Zeynep parmaklarının ucuna yükselip Emre’yi öptüğünde bir şeyler değişmeye başlamıştı. Emre, gözlerini açtığında, kendini bir parkın içinde buldu. Etraf büyük sedir ağaçları ile doluydu. Burası birlikte gittikleri lunapark’ın olduğu parktı. Etrafına bakındı. Çünkü Zeynep yanında değildi. Birkaç metre ilerde gördü onu. Pembe bir elbisesi vardı. Ayağındaki beyaz Converse ayakkabıları ile yavaş adımlarla ilerliyordu. Boynundaki mavi çanta ile bir bütün gibiydi. Düz saçları ise rüzgarda savruluyordu. Emre koşar adım yaklaştı Zeynep’e. Kolundan tutup ;

“ Zeynep “ dedi. Zeynep, ona doğru döndü.

“ Evet? “ dedi. Hiç tanıyormuş gibi değildi. Sanki bir yabancıymış gibi bakıyordu Emre’nin yüzüne. Bir anlık sessizlik oldu. Emre “ özür dilerim birine benzettim sizi “ demekle “ Zeynep burada neler oluyor? “ demek arasında gidip geliyordu. Her şeyin, görsel bir dünya olmaktan çıkmaya başladığını farkına varacak gibi değildi. Uyarıları dikkate almadığı gibi artık bunların gerçek olduğuna inanmaya başlıyordu. Nasıl inanmayacaktı ki? Kokusu, sıcaklığı, gülüşü, sesi her şey ama her şey ona aitti. Zeynep, koluna tutan Emre’ye bakmaya devam ediyordu. Emre önce kolunu çekti o koluna bakınca. Ardından özür diledi. Bir şey demek istiyordu ama onun yerine Zeynep söyledi.

“ Özür dilediniz ama adımı söylediniz. Tanışıyor muyuz? “

Emre, gülümsedi. Ufak, acı ve hayal kırıklığı dolu bir gülümseme. Zeynep, Pembe elbisesi ile o kadar tatlıydı ki. Daha fazla tutamadı kendini.

“ Başka bir hayatta tanışıyoruz. “

Zeynep, şaşırdı. Biraz tanıdık geliyordu ama o kadar derinlerdeydi ki bu tanışıklık bir şey dememişti. Yürümeye başladılar. Parkın içinde ufak yapay gölün kenarından geçiyorlardı. Gölün içinde kayık ve yunuslar ile gezinti yapılabiliyordu. Emre, bu anıyı çok net hatırlıyordu. Kim olduğunu hatırlatmak için iyi bir yol olduğunu düşündü. Çünkü Zeynep onu ilk burada öpmüştü.

“ Ee, kimsin sen? Ve seni nereden tanıyorum? Pardon, hangi zamandan tanıyorum “ dedi, Zeynep. Emre, Zeynep’e baktı. Gülümsedi. Eliyle, yunusları göstererek sordu.

“ Binmek ister misin? “

Zeynep, biraz çekinerek soruyu cevapladı.

“ Hiç binmedim “

Emre, bu cümleye de gülümsedi.

“ Bence bindin “

Zeynep, şaşırarak hemen sordu.

“ Ne zaman “

“ 13 Kasım 2012 “ diye, cevapladı Emre. Zeynep’in şaşkın bakışları arasında devam etti.

“ Buraya gelebilmek için sabah beş buçukta kalkmıştın. Ne giyeceğini düşünerek geçirdiğin yarım saatten sonra sana göre sıradan bana göre ise her haliyle güzel bir kot ve body ikilisi ile geldin. Hava soğuktu bu yüzden giydiğinde koyuna benzediğin montun vardı.

Ablan dalga geçiyormuş seninle. Sabah vapura bindin. Uykusuzdun ama uyumak istemiyordun. Çünkü saçın şekil alması için o kadar uğraşmıştın. Çünkü ben dalgalı saçlı kızları beğeniyordum. Yine de dayanamayıp uyudun. Gözlerini açtığında karşında karlı bir dağ ile karşılaştın. Biz ona Uludağ diyoruz. Beni gördüğünde yaptığın ilk şey koşar adım yürümekti. Özlemiştin ama sen özledim demezdin. Sarılıp gülümsedin. Yolculuğunu anlattın. Sonra yemek yedik, ardından buraya geldik. Lunapark’ta çocuklar gibi eğlendik ve yunuslara bindik. “

Zeynep, kendini yunusun üzerinde bulmuştu. Kafasını çevirdiğinde Emre ona bakıyordu. Gülümsedi. Emre onu hatırladığını anlamıştı. Bir kere daha gülümsedi. Dudaklarına doğru yaklaştı ve öptü.

“ Seni özledim “ dedi, Emre. Zeynep, bunu söylemezdi ama hissettirirdi. Her zaman böyle yapmıştı. Özlediğinde huysuzlaşırdı. Biraz huysuzlaşmıştı. Çocuklar gibi eğlenmeye başladılar. Emre, kendini daha fazla kaptırmaya başlamıştı. Gittikçe, gerçeklikten uzaklaşıyordu. Bir an durdu ve Zeynep’e baktı. Zeynep, ona bakan Emre’yi fark etti.

“ Ben de seni seviyorum “  dedi, usulca. Emre, kahkaha atmıştı. Zeynep, onu tamamlıyordu. Ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın, ne kadar hasta olursa olsun Zeynep onun yeryüzündeki diğer yanıydı.

“ Yanında kalacağım “ dediği zaman Emre, Zeynep pedal çevirmeyi bıraktı. Yüzüne baktı. Biraz duraksadı. Çenesinden tuttu Emre’nin ve yanağına uzun bir öpücük kondurdu.

“ Kalamazsın. Burada sana yer yok “

Emre, kızgındı. Bu kadar kolay kestirip atmasına içerledi. Ama nedenini de bilmek istiyordu.

“ Neden? “ diye, sorması da bu yüzdendi. Zeynep, çok sakindi.

“ Kıyaya çıkalım “ dedi. Birlikte pedal çevirip kıyıya çıktılar. Zeynep, önden hızlı hızlı yürümeye başladı. Arkasından Emre geliyordu ama Zeynep’in yavaşlamaya niyeti yoktu. Zeynep, koşmaya başladı, ardından Emre koştu ve bir anda kendini bir bankın üzerinde buldu. Yanında Zeynep vardı ve bir şeyler anlatıyordu. Bu anıyı hatırlamakta güçlük çekiyordu.

“ Beni dinliyor musun? “ diye sordu Zeynep. Emre, şaşkın bir şekilde kafasını çevirdi.

“ Evet, rüyanı anlatıyordun “ dedi. Zeynep, bir şeylerin ters gittiğinin farkındaydı. Bir gariplik vardı.

“ Neyin var senin, bir garipleştin? “ diye sorduğunda Zeynep, Emre’nin aklındaki bu anın içinde olma sebepleriydi. Özel bir yanı yoktu. Zeynep’in sorusuna cevap vermesi gerekiyordu.

“ Bir şeyim yok “ dedi, alelade bir şekilde.

“ Neden benimlesin? “

“ Bu da ne demek şimdi? “

“ Neden bırakmıyorsun beni? Ben bir çapayım ve seni dibe çekiyorum. Yazamıyorsun artık. Her şeyi bırakıp benim için bir sahil kasabasına yerleştin. Sırf deniz kenarında bir ev istiyorum diye. Çocuğumuzu öldürdüm. Seni öldürüyorum. Burayı biliyorsun. Gelmeni iple çeker, geldiğinde birlikte olacağımız zamanı hesaplar, giderken “ gitme “ demek isterdim. O kız yok artık. Ben tüm hayallerini öldürüyorum. Katilim ben. Beni sevme artık. Beni sevme. Sevme ki başkası yerine kendimi öldürebileyim. Gidemiyorum senin yüzünden. Bu lanet olası yerden gidemiyorum. “

“ Zeynep! “

Zeynep, ayağa kalktı. Birkaç adım atıp, iskelenin yanına doğru yürümeye başladı. Emre, kolundan tutup geri çekmek istedi ama Zeynep yürümeye devam ediyordu. Emre, kolunu bırakıp önüne geçti.

“ Gitme! “ dedi. Ardından dizlerinin üzerine çöküp ağlamaya başladı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Zeynep, olduğu yerde durdu. Ardından dizlerinin üzerine çöktü. Kafasını kaldırdı Emre’nin. Gözlerinin yaşını sildi.

“ Neden bırakmıyorsun beni? “

Emre, gözlerinin içine bakıyordu. Ellerini tuttu. Soğuktan hep üşürdü. Bunu bilirdi.

“ Çünkü, seni seviyorum “ dedi, Emre. Ona doğru yaklaştı ve dudakları dudaklarına değdiğinde Zeynep gözlerini kapatmıştı. Emre, dudaklarından çektiğinde dudaklarını gözlerini açtı. Tekrar, tepedeki eve dönmüşlerdi. Arka taraftan çocuk sesi geliyordu. Emre bebeğin yanına gitti. Onun kucağına aldı. Zeynep, öylece duruyordu. Yapması gerekeni düşünüyordu. Bir bardak aldı. Musluğu açıp doldurdu. Bir yudum içti. Ardından bir daha… Emre, bebeği sallıyordu. Zeynep, Emre’ye baktı. Kucağındaki bebekle görüntüsüne bayılmıştı. Gülümsedi. Harika bir baba olacaktı. Bunu düşünüyordu. Kafasını çevirdiğinde, dışarıda odun kesen diğer Zeynep’i gördü. Dışarı çıkmak için hareket etti.

“ Nereye gidiyorsun? “diye sordu, Emre.

“ Yapmam gereken bir şey var. Sen Nihle ile kal “ dedi. Emre gülümsedi. Birlikte kızlarına koymak istedikleri isimdi. Hızlı adımlarla çıktı dışarı.

“ Hoş geldin “ dedi. Zeynep oralı olmadı bu nazik kelimeye. Hemen söze girmek istiyordu.

“ Artık buna bir son vericeğiz. “

Gülümsedi diğer Zeynep, son derece alaycı bir şekilde.

“ Bunu nasıl yapmayı planlıyorsun? “ diye sordu. Odun kırmayı bırakmış, baltayı kütüğe saplamıştı. Zeynep son derece kararlıydı. Bu iş, burada bitecekti. Üzerine doğru yürüyordu. Diğer Zeynep ise hala gülümsüyordu. İlk yumruğu attığında diğer Zeynep bunu beklemiyordu. Ufak eğimden biraz aşağı doğru yuvarlanmıştı. Kütüğe saplanmış baltayı aldı ve Diğer Zeynep’ya doğru savurdu. Tam göğsünün üzerine saplamıştı baltayı. Kanlar her yere sıçramıştı. Zeynep elindeki kanı zaten kanlanmış olan çiçekli elbisesine sildi. Ve hiçbir şey olmamış gibi eve doğru yürümeye başladı. Kapının hemen önünde, kucağında bebekle ona bakan Emre’yi gördü. Gülümsedi.

“ Artık seninle gelebilirim… “

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir