Başkanın Vedası

by • 8 Ekim 2017 • DemlikYorumlar (0)307

Herkesin “Başkan!” diye seslendiği Mustafa Bey’in adını nerdeyse kimse anımsamıyordu. O da bu durumdan pek şikâyetçi değildi. Hatta hoşuna gittiği bile söylenebilirdi.  Başkanlığının öyle parti ya da dernek başkanlığıyla alakası yoktu. Bildiğimiz apartman yöneticisiydi. Eski askerdi Mustafa Bey. Erken yaşta emeklilik hevesi çabuk geçmiş, bir yıla kalmadan iş aramaya başlamıştı. Ya başvuruları vasıfları yetersiz görüldüğünden kabul edilmiyordu ya da işe alındığında çalışma koşullarına ayak uyduramadığından çok geçmeden istifa ediyordu. Artık gönlüne göre iş bulamayacağına karar vermişti. Fazla beklentisi yoktu aslında; zaman geçirebileceği hem de kendini faydalı göreceği mütevazı bir iş olsun yeterdi. Karamsarlığa kapıldığı günlerdi. Hiç beklemediği anda bir umut ışığı yandı. O günlerde, emekli olduğu yıl İstanbul’da sur içinde güç bela aldığı dairede oturuyordu. Apartmanın başkanı görevi bıraktığında hiç düşünmeden yöneticiliğe talip olmuştu: Öyle para pul için değil. Zaten topu topu on daireli apartmanda oturanların çoğu emekli ve dar gelirli insanlardı. Herkesin üzerine kalmasından korktuğu başkanlık görevini oybirliğiyle alıvermişti. Artık bir sorumluluğu vardı. Üstelik komşularının ilk günden “Başkan” diye hitap etmesi de hoşuna gitmişti.

Mustafa Bey başkanlığı alır almaz önce geçmiş dönem hesaplarını inceledi. Gerçi ortada incelenecek pek bir şey de yoktu ya. Aylık toplanan üç beş kuruş merdiveni silen kadına veriliyor, kalanı da ancak temizlik malzemesi ve aydınlatma giderlerine yetiyordu. Fazla para toplanamadığından bina dökülüyordu. Çok uğraştı ama sonunda daire sakinlerini ikna etti fazladan para ödemeye. Yeterince para biriktiğinde çatıyı aktartarak işe başladı. Kanalizasyon bağlantısının onarılması, boya badana, arka taraftaki küçük bahçenin düzenlenmesi, bina aydınlatması, giriş kapısının yenilenmesi derken apartman sokağın en güzel binası haline geldi. Komşularından aldığı takdir onu mutlu etmeye yetiyordu. Çevrede de günden güne itibarı artıyordu. Komşuları başkanlığın kendilerine kalmaması için Başkanları hakkında övgü dolu sözler serf etmeye özen gösterirken o da sık sık görevinin zorluklarını dile getirip gururunun okşanmasına kapı aralıyordu.

Mustafa Bey, 1999 depreminin ardından korkuya kapılan eşinin ve çocuklarının baskısına dayanamadı, çok sevdiği semtinden, yıllarını geçirdiği evinden ayrılmaya gönülsüzce “evet” dedi. İşi ağırdan alıyor, sürekli bahane üretiyordu; ya evler çok küçüktü ya da bütçesine uygun değildi. Fakat çoluk çocuk da boş durmuyordu. Sonunda pes etti. Şehrin merkezine uzakta, bütçesine uygun, dört binadan ibaret, dar gelirli insanların oturduğu sitede buldukları eve hayır diyemedi. Önceden hazırladığı mazeretlerin her birini aile üyeleri boşa çıkartmayı başarmıştı bu sefer. Ev boşalmadan asıldı “Satılık” ilanı cama. Apartman sakinleri sitem ederek gözyaşları arasında uğurladılar Başkan’ı ve ailesini.

Her katında dört daire bulunan dokuz katlı binanın 19 numaralı dairesi artık yeni evleriydi. Daha içeri girmeden kapıda daire numarasının yazmamasına takıldı Mustafa Bey. Üşenmeden ertesi gün Perşembe Pazarı’na gitti, saatlerce dolaşıp kapıya uyacağını düşündüğü sarı kaplama numaraları aldı. Önce 1’i sonra 9’u monte etti. Ardından hem girişteki hem de kattaki zile adını soyadını yazdı. O güzelim el yazısıyla yazdığı adı soyadı bilgisayarda hazırlanmış diğer kartlar arasında hemen dikkat çekiyordu. Fakat uzun sürmedi oradaki saltanatı; bir haftaya kalmadan apartman yönetimi haber vermeden bilgisayar çıkışlı kartı yerleştiriverdi zil butonunun yanına.

Mustafa Bey’e artık “Başkan!” diyen kimse yoktu etrafında. Eşi gereksiz gördüğü başkanlıktan kurtulduğuna sevinmişti. Fakat ne hayat arkadaşı ne de çocukları onun düştüğü boşluğun derinliğini görebiliyordu. Yıllar sonra erken emeklilikten duyduğu pişmanlık bir kez daha depreşmişti. Bu yaştan sonra iş bulması da mümkün değildi. Can sıkıntısından kurtulma umuduyla neye elini attıysa işe yaramadı. Sabah erkenden kalkıyordu; eşi uyanmadan gazeteler bitiyor, bulmacalar çözülüyordu. Kahvaltının ardından biraz televizyon izliyor, günde iki üç kez şekerleme yapıyordu. Sitenin bahçesine iniyor, bankta oturuyor, kimi zaman da parkın köşesinde duran çoğu bozuk üç beş spor aletinde zaman geçiriyordu. Arada bir de eşine dahi haber vermeden eski semtine gidiyor, gördüğü eş dostla biraz sohbet ettikten sonra trafiğe kalmadan evin yolunu tutuyordu. Bir gün yine eski semtinden döndüğünde apartmanın girişinde gördükleri içini kıpır kıpır etmeye yetmişti. Emindi; sabah o duyuru orada yoktu. Anlaşılan o gittikten sonra asılmıştı. Duyuruda, iki hafta sonra pazar günü site yönetimi seçimlerinin yapılacağı yazıyordu. Çoğu apartman sakininin ilgisini çekmeyen toplantı gününü Mustafa Bey yüreğinden taşan heyecanla beklemeye başlamıştı.

Büyük gün geldiğinde sabah erkenden uyandı; tıraş, duş, ütü derken eşi kalktı, birlikte kahvaltı ettiler. Bunca yıllık hayat arkadaşının tüm ısrarlarına rağmen yönetime girme, hatta başkanlığa soyunma kararından caymadı. Saatler geçmek bilmiyordu. Evrak çantasını aldı, içindeki dosyayı son kez kontrol etti. Her şey tamamdı. Belki ayaküstü iki laf edecek birlerini bulurum diye vaktinden önce evden çıktı. Asansörün kapısına geldi, butona bastı. İki asansörden biri yine arızalıydı; diğerinin gelmesi biraz zaman aldı. Kata gelip duran kabin karanlıktı. Yanan lambanın kendine bile faydası yoktu. Bu karanlıktan kurtulduğunda aydınlık geleceğe adım atacağı hissi kaplayıverdi içini.

Asansörden indi. Dışarı çıktığında, istisnasız her sabah spor esnasında uzaktan selamlaştığı kır saçlı, zayıf adamla karşılaştı. Uzun sürmeyen konuşmanın ardından ayrıldılar. Birkaç komşuyla daha ayaküstü sohbet etti.

Sitenin girişinde sağ tarafta kalan apartmanın altındaki büyük, bakımsız toplantı salonuna girdiğinde sadece üç kişi vardı. İlan edilen saat yaklaşırken sayı arttı; üç beş kişi de toplantı başladıktan sonra içeri girip arkalarda bir yerlere oturdu. Karşılarındaki masanın arkasına dizilen mevcut yönetim tam kadro oradaydı. Tecrübesiyle salona hakim olan Site Yönetim Kurulu Başkanı tüm formaliteleri kısa sürede yerine getirdi. Seçimlere geçilse de bir an önce işimizi bitirip gitsek havasındaki katılımcıların çoğu susmayı tercih etti. Aksatmadan hemen her toplantıda söz alan birkaç kişi de bildik konuşmalarını yapıp rahatlamanın verdiği huzurla yerlerine oturdu. O ana kadar gelişmeleri izlemekle yetinen Mustafa Bey, “Tam zamanı” diye düşündü ve söz aldı. Önce komşularını selamladı, mevcut yönetime bugüne kadar yaptıklarından ötürü teşekkür etti. Ardından kısa sayılamayacak konuşmasına başladı. Asansörün içler acısı haliyle konuya girdi. Çoğu zaman arızalı bakımsız asansörde kabin kapılarının bulunmamasının yaratacağı sorunlara dikkat çekti. Özellikle küçük çocukları, torunları bulunan daire sahiplerinin vicdanlarına seslendi. Elindeki dosyada uzun uzadıya ele aldığı sorunları ve çözüm önerilerini başlıklar halinde sıralamakla yetindi. Geçmişine ve apartman başkanlığı deneyimine ilişkin bilgileri aktarırken Mustafa Bey’in yönetime girme niyetini anlamayan kalmamıştı.

Seçimlerde mevcut yöneticilerden başka aday çıkmadı; Mustafa Bey’den başka. Gizli oy yöntemiyle gerçekleştirilen seçim sonuçları hemen herkesi şaşırttı. Sitenin yeni sayılabilecek sakini büyük oy farkıyla Site Yönetim Kuruluna girmişti. Sonuçlar üzerine eski yönetici ve bazı arkadaşları yeni yönetime katılmama kararı aldılar. Yerlerine ancak zorlamayla birileri bulunabildi. Site Yönetim Kurulu, site sakinlerinin tercihlerine saygı göstererek Site Yönetim Kurulu Başkanlığına Mustafa Bey’i seçti.

Uzun aradan sonra kalbi “güm! güm!” atan Mustafa Bey kısa sayılamayacak bir konuşma yaptı. Kendisini bu göreve layık görüp de başkan seçenlere teşekkür etti. Fakat bu sırada hiç beklemediği bir uyarı geldi eski Site Yönetim Kurulu Başkanından:

“Lütfen Mustafa Bey kendinize başkan deyip durmayın. Burada ciddi bir iş yapıyoruz. Artık siz Site Yönetim Kurulu Başkanısınız. Geçmişten gelen alışkanlıklarınızı terk edip, yeni unvanınızı, başına sitemizin adını koymayı unutmadan kullanmanızı rica edeceğim. Yanlış anlamazsanız dostane bir teklifte bulunayım: Apartman başkanlığı yaptığınız dönemden kalma tecrübelerinizin sorun yaratmaması için arzu ederseniz size birikimlerimi aktarabilirim. Öncelikle artık tek başınıza apartman yönetmediğiniz, parçası olduğunuz Site Yönetim Kurulu ile birlikte çalışacağınız uyarısını yapmak isterim. Apartman Başkanlığı, artık yok olan geçmişi çağrıştırıyor. Sitemizin değerini mahalle ve sokak aralarında sıkışmış apartmanlar düzeyine düşürmeye hiçbirimizin hakkı bulunmadığını herhalde siz de kabul edersiniz. Bu nedenle unvanınızı doğru kullanmanızı bir kez daha rica edeceğim.”

Bu çıkıştan rahatsızlık duysa da kuralcılığıyla tanınan Mustafa Bey o günden sonra kendisini takdim ederken “başkan” sözcüğünü tek başına kullanmamaya dikkat etti. Halbuki ne kadar sıcaktı o sözcük: Başkan! Geçmişte birisi “Başkan!” diye seslendiğinde karşısındakinin içten duygularla hitap ettiğini düşünürdü. Hatta sadece düşünmez ruhunun derinliklerinde hissederdi samimiyeti. Onun için, başkan demenin “dostum, arkadaşım” diye seslenmekten farkı yoktu. Şimdi ise, sitede oturanlar için o, Mustafa Bey’di ya da Site Yöneticisi.

Kısa sürede devir teslim işleri tamamlandı. Mustafa Bey ilk aylarda bile eski dönemi eleştirerek kendi yerini sağlamlaştırma gibi bir çabaya girmedi. Onun yerine, işe koyulup Site Yönetim Kurulundaki arkadaşlarıyla sorunları tespit ettiler, para kaynaklarına baktılar ve çözüm üretmeye çalıştılar. Bu işleri yaparken de özellikle boş boş oturan emeklileri çalışmalara dahil etmeyi amaçladı; öyle büyük destekler bekleyerek değil. İhtiyarları yaşarken girdikleri mezardan çıkartmaktı tek gayesi. Önceleri bu işten kuşkulanan, kendilerine ek parasal yük getireceğini düşünen ihtiyarlar çok geçmeden yanıldıklarını anladılar, çalışmalara gönüllü katılmaya başladılar.

Yeni projelerini ardı ardına sıralayan Mustafa Bey bunları site sakinlerine yazılı olarak duyurmayı da ihmal etmiyordu. Zaten bütçesini zar zor denkleştiren insanlar, ilk zamanlarda, site giderlerinin artacağı endişesiyle yeni yönetime destek vermekten uzak durdular. Hatta kimisi Mustafa Bey’in önünü keserek tepkisini kabaca ifade etti. İşin aslını astarını bilmeden, “Biz sana bunun için mi oy verdik?” diyenler bile çıktı. Soğukkanlılığını koruyan Mustafa Bey, bu işleri ek ödeme talep etmeden nasıl halledeceğini açıkladığında site sakinlerini birkaçı dışında ikna etmeyi başarmıştı. Ek ödeme istemeden vaatler tek tek yerine geldikçe arkasındaki destek de arttı. Daha önce gördüklerinde yollarını değiştirenler şimdilerde Mustafa Bey’i özellikle selamlıyorlardı.

Site yönetimi seçimlerinin yapıldığı yerden işe girişti yeni Site Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Bey. İçeride temizlik, boya badana, ufak tefek düzenlemeler derken kısa sürede, görenleri şaşkına çeviren bir yer çıktı ortaya. Zaten pek sık kullanılmayan salonu kına, nişan, sünnet yapacaklara makul ücret karşılığında kiralamaya başladılar. Hatta çevredeki diğer sitelerden de insanlar talipliler arasına girmişlerdi. Çok geçmeden haftalar öncesinden yer ayırtmayı gerektirecek kadar yoğunluk oluştu. Yağmur sularını topladıkları depoların yapılmasıyla bahçe sulama maliyetlerini en aza indirdiler. Bölgedeki trafik yoğunluğunu dikkate alarak ön tarafa dikilen reklam tabelaları da tahminlerinin ötesinde gelir getirdi. Tüm gelir ve giderleri özenle kaydeden Mustafa Bey yarattığı gelir kaynaklarıyla kasadaki parayı kimsenin hayal edemeyeceği rakamlara çıkarttı. Seçimlere girdiği gün eleştirdiği sorunlu asansörleri elden geçirtip güvenli hale getirtti. Sitedeki yeşil alanların düzenlenmesinden spor aletlerinin ve çocuk parkının yenilenmesine kadar sayısız iş bitirdi. Isı izolasyonu ve boya yapıldıktan sonra, özenle seçilen renkleriyle uzaktan bakıldığında hemen göze çarpıyordu Mustafa Bey’in sitesi. Dar gelirli insanların yaşadığı site iki yıla kalmadan görenlere parmak ısırtacak hâle gelmişti. Namı yürüyen Mustafa Bey sadece çevrede efsane olmamıştı; bazı partiler onu yerel seçimlerde aday gösterme yarışına girmişti. Fakat tüm tekliflere yanıtı çok netti: “Hayır!” O, Site Yönetim Kurulu Başkanlığına devam etmekte kararlıydı.

Yoğunluktan aylardır eski semtine gidemeyen Mustafa Bey sonunda fırsat bulup dostlarını görmek üzere yola koyuldu. Fakat bu onun eski semtine coşkuyla son gidişi oldu. Öyle eski dostları ona sırt çevirdiğinden falan değil. Çoğu emekli, yıllardır o bölgede oturan insanlar deprem riskinden ötürü evlerini acilen boşaltmak zorundaydılar. Yıkımın başlamasını gençler heyecanla beklerken yaşlıların yüzünden düşen bin parçaydı. Yıllarca emek harcayarak hayat verdiği apartmandaki eski komşularının çoğu da şimdiden dairelerini boşaltmışlardı. Geride kalanlar nereye savrulacaklarını bilememenin tedirginliğini yaşıyorlardı. Yapılacak yeni sitelerin projelerini öğrendiklerinde, ay sonunu zar zor getiren insanlar asla geriye dönemeyeceklerini anlamışlardı. Ne eski evlerine biçilen değerin üzerindeki rakamları ödeyebilirlerdi ne de geriye dönmeleri halinde bu semtte yaşamaya güçleri yeterdi. Gönüllü görünen zorunlu göç çoktan bu insanların moral dünyasını alt üst etmişti. Eski komşularının gelecekte yaşayacakları travmanın büyüklüğünü sezinleyen Mustafa Bey düştüğü boşluğun karanlığından ürktü, boğulmadan kaçıp kurtulmak istedi. Halbuki gelirken, onlara gittiği yerde yaptıklarını anlatacak olmanın coşkusu yüreğine sığmıyordu. Eşten dosttan ayrılırken verilen tüm sözlere rağmen bunun son vedalaşma olduğunun farkındaydı. Gönlünün en seçkin köşesine yerleşmiş, daha birkaç saat öncesine kadar tüm benliğini ısıtmaya devam eden, gerektiğinde sığınacak liman gibi hissettiği eski semtine son kez baktı: bakkala, kuruyemişçiye, kasaba, bisiklet tamircisine, küçük meydandaki kuru ağaca, suyu akmayan tarihi mermer çeşmeye, çocuklarının kimi zaman koşarak kimi zaman ayaklarını sürüyerek gittikleri okula, önünden geçtiği küçük caminin bahçesinde duran musalla taşına… Eski semtini sarıp sarmaladı, yüreğinin derinliklerine kaldırdı.

O günden sonra Mustafa Bey kendini site işlerine daha çok verdi. Ne de olsa oralarda bir yerlerde duran, kaçıp soluklanabileceği semti uzaklarda değildi artık. Anılarının üzerindeki tozları kaldırdığında dokunabileceği kadar yakınındaydı; bir o kadar da uzak. O, ne kadar unutmaya çalışsa da geçmiş peşini bırakmıyordu. İnsan sıcaklığına duyduğu özlem her geçen gün artıyordu. Çevresindekilere göre yakınmalarının gerekçesi çok açıktı; yaşlanıyordu. Söylenilenlere aldırmadan çıkış kapısı aramaktan vazgeçmedi. Mutlaka bir yolu olmalıydı. Sonunda kendince de çözümü buldu. Yaptığı işlerle gönüllerini kazandığı site sakinlerinin ilgisini yönlendirebilirse ömrünün son günlerinde insan sıcaklığını tekrar hissedebileceğini düşünüyordu. Kendisini o kadar inandırmıştı ki başka türlüsü mümkün değildi.

Haftalarca, gece gündüz site sakinlerini nasıl kaynaştırabileceğini, birlikte neler yapabileceklerini düşündü durdu. Bazen umutsuzluğa kapıldıysa da arayıştan asla vazgeçmedi. Bölük pörçük fikirlerini toparladığında daha da umutlandı. Site sakinlerinin birlikte eğlenmelerini, zaman geçirmelerini sağlayacak projeler üretmeye çalıştı. Şimdilerde kendisini diğerlerine katlanmak zorunda hisseden insanların komşuluk ilişkilerini geliştirdiklerinde sonrasının geleceğine inanıyordu. Yılmadan çalıştı, çabaladı. Sonu?… Uzun zaman itiraf etmekten kaçınsa da hüsrandı.

Son iki yılda dairelerde yaşanan hareketlilik herkesi şaşırtıyordu. Yeni yapılan lüks siteleri saymazsak, bölgenin en gözde konutları haline gelmişti Mustafa Bey’in yöneticilik yaptığı site. Tabii daire fiyatları da kimsenin tahmin edemediği kadar yükselmişti. Mülk sahiplerinin azımsanmayacak kısmı dairelerini satıp daha uygun fiyatlarda ev almaya yönelmişti. Yükselen kiraları değerlendirmeye çalışanlar da daha ucuz evlere taşınıp aile bütçelerine nefes aldırmaya çalışıyorlardı; kendini en yakın hissettiği eski mahallesindeki bazı komşularının planladıkları gibi. Ayrılanların yerine gelenlerin hâli vakti hayli iyiydi. Sitede emekli sayısı azalırken, gidenlerin yerine yüksek maaşlı beyaz yakalılar taşınmıştı. Mustafa Bey insanların kaynaşacağı, unutulan değerleri yaşatacağı dünya yaratma düşünü koruyarak siteyi değiştirmeye çalışırken, ortaya çıkacak tablo aklının ucundan bile geçmemişti. Değişen sadece mülk sahipleri değildi. Kültürleri, yaşama alışkanlıkları farklı insanların çoğalmasıyla ilişkiler baştan aşağıya değişmişti. Yeni site sakinleri işlerinden gelip evlerine kapandığından ortak alanlarda dolaşan insan sayısı parmakla sayılacak kadar azalmıştı. Mustafa Bey görmezden geliyorsa da çalışıp çabalayarak güç koşullarda yarattığı ortak alanlar artık sadece birer dekordu. Konukların imrenerek baktığı, ev sahiplerini gururlandıran bahçe ve park her geçen gün biraz daha ıssızlaşırken sitenin namı yürüyordu.

Son günlerde Mustafa Bey kalın tozları eşeleyerek anılarına ulaşmaya çalışıyor, en çok da yıllarını geçirdiği eski semtini arıyordu. Her bulduğunda canı yanıyor, hızla uzaklaşmaya çalışırken tozu dumana katıyordu. Bir şeylerin avuçlarının arasından kayıp gittiğini hissettiğinden, eşinin tüm itirazlarına rağmen elindeki son dala sıkı sıkıya sarılma arzusuyla site yöneticiliğine yeni dönemde de adaylığını koymaya karar verdi. Bu vakitten sonra başka ne yapabilirdi ki?

Her seçim gününde olduğu gibi sabah erkenden uyandı: Tıraşını oldu, duşunu aldı, kahvaltının ardından takım elbisesini giydi, kravatını takıp kendinden başkasının ilişmediği koltuğa oturdu. Günlük gazetelere göz atarken kahvesini içti. Ne zaman evin parçası hâline geldiğini unuttuğu saat toplantı vaktinin geldiğini gösterdiğinde yola koyuldu. Aslında saatin gösterdiği, toplantının başlama saatinin değil onun evden çıkma vaktinin geldiğiydi.

Toplantı salonunda Site Yönetim Kurulu yerini aldığında, karşısında oturanlara baktı Mustafa Bey. İlk kez bu kadar çok tanımadığı yüz vardı; çoğu da genç ve orta yaşlı. Sitenin yeni sakinlerinin babası hatta dedesi yaşındaydı. Prosedür gereği yapılması gerekenler, onun hassasiyetine yakışırcasına tek tek yerine getirildi. Yeni dönem için Site Yönetim Kuruluna aday olmak isteyenlerin isimlerini kaydettirmeleri ricasında bulunan Mustafa Bey, uygun gördüğü sözcüklerle adaylığını açıkladı: “Eğer bu zamana kadar yaptıklarımı takdir eder ve gerekli desteği verirseniz bir dönem daha yönetime adayım.”

Niyetini açığa vurmasının ardından salonun ortasından kalkan elin sahibine sözü verdi. İlk kez gördüğü adam önce kendini tanıttı, hangi blokta oturduğunu daire numarasıyla söyledi. Lafı uzatmadan mevcut yönetime bu zamana kadar yaptıkları için teşekkür etti, önerisini oradakilerin dikkatine sundu. Bugün yapılacak seçimlere itirazı bulunmamakla birlikte, site yönetiminin en kısa zamanda, makul ücret karşılığında profesyonel hizmet veren şirketlerden birine bırakılmasını teklif etti. Duyduklarıyla sarsılan Mustafa Bey kafasının içinde yankılan sözlerle yıkıldı: “Artık site yönetimleri eskimiş apartman başkanlığından devşirme sistemlerle yapılamaz. Hepimiz daha iyi bir yaşama layığız. Site yöneticiliği emeklilerin hobisi olmaktan kurtarılıp ehil ellere bırakılmalıdır.”

Salondaki eğilimi sezinleyen Mustafa Bey beklemeksizin adaylıktan çekildiğini açıkladı. Fakat her şeye rağmen sorumluluk bilinciyle toplantının bitimine kadar orada kaldı, son görevlerini yerine getirdi. Salondan hayal kırıklığıyla ayrılırken site yönetiminin şirkete teslim edilmesi kararı çoktan alınmıştı bile.

Her şey bir anda değişiverdi. Yönetimi alan şirket kendi düzenini kurdu kısa zamanda. Neredeyse tüm site sakinleri bu değişimden memnundu. Mustafa Bey’in de şikayeti yoktu. Hatta işlerin layıkıyla yerine getirildiğini düşünüyordu. Eşi de görevi bıraktığı için rahatlamıştı. Gerçi vaktinin çoğunu evde oturarak geçirmesinden pek hoşnut olduğu da söylenemezdi. Yok, yok! zamanla kızmaya başlamıştı. Sık sık anlamsız tartışmalara giriyorlardı. Bu durumdan canı sıkılan adam balkonlu küçük odaya geçiyor, saatlerce hareket etmeden oturduğu koltukla bütünleşiyordu. Anılarını eşeledikçe yükselen tozdan soluk alamaz hâle geliyordu. Eşiyle tartıştıkları bir gün o küçük odaya gitmek yerine evden çıktı. Havalar soğuduğu halde sadece ceketini giydiğinden eşi bahçeye indiğini düşündü. Ama yanılıyordu. O, yaralı kalbiyle, yıllarını geçirdiği semtin yolunu tutmuştu.

Eski semtine ulaştığında gördükleri karşısındaki şaşkınlığı tarifsizdi. Her şey çok çabuk değişmişti. Yıllar önce oturduğu sokağa vardığında ortalık toz dumandı; iş makineleri harıl harıl çalışıyordu. Sokağın başında durdu. Adım atmaya korkuyordu. O sırada bir apartman daha kayboluverdi yükselen toz bulutunun ortasında. Hafriyat kamyonları amansız saldırıyı başlatmak için toz perdesinin dağılmasını bile beklemediler. Anlaşılan artık enkazın ömrü de çok kısaydı. Arkasından gelip yüreğine dokunan sesle heyecanlandı: “Başkan!” O an duyduğu hazzı uzatma arzusuyla ağır ağır dönerken, azat edilmeyi bekleyen yaşlar gözlerinden süzülüverdi. Sırtını eski sokağına verdiğinde gözyaşları kalbine ok gibi saplandı. Onu heyecanlandırmaya yeten tek sözcük, “Başkan”, karşısındaki kalabalığın arasında kaybolup gitmişti çoktan. Kenti yeniden yapılandırma konusunda öncü kabul edilen, hatta sihirbaz olduğu söylenilen orta yaşlı Belediye Başkanı için ne kadar sıradanlaşmıştı bu sözcük: “Başkan!” Yerinde duramayan Belediye Başkanı enkazın vakit kaybetmeden kaldırılmasını emretti. Yardımcılarından birine, belediyeye ait iş makinelerini de buraya yönlendirmesini söyledi.

Belediye Başkanı yanındakilerle ayrılacağı sırada Mustafa Bey yığılıp kalıverdi oracıkta. Ayakta durmak için küçük bir çaba dahi sarf etmedi. Kalabalıktan fırlayan üç beş kişi koşarak geldi yerde yatan tanımadıkları adamın başına; sonra diğerleri. Şaşkınlık ve telaş Belediye Başkanının sesiyle dağıldı: “Belediyenin ambulansı hemen gelsin! Amcayı en yakın hastaneye götürün!”

Ambulans Mustafa Bey’i son yolculuğuna siren sesi eşliğinde uçarcasına götürürken, kalabalık, Başkan’ın makam aracına doğru hareketlendi. Görevli, aracın kapısını açarken Belediye Başkanı geriye döndü, emrini tekrarladı: “Enkazı en kısa sürede kaldırın!”

Yazan: Serdar Şen

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir