Bar Bahr

by • 11 Haziran 2017 • Film İncelemeleri, SinemaYorumlar (0)163

TEL AVİV SOKAKLARINDA ÜÇ KADININ KENDİ OLMA ÇABASI

Uzun bi aradan sonra tekrar bu platformda seninle buluştuğum için çok mutluyum sayın okur. Bu sayıda sizlere bahsedeceğim yapım; 36. Film Festivali kapsamında izleyiciyle buluşan ‘Bar Bahr‘ filmi.

Orjinali ‘Bar Bahr‘, ingilizce vesiyonu ‘In Between‘, dilimize çevrilmiş hali ile ‘Duvarlar Arasında’ filmi; İsrailli kadın yönetmen Maysaloun Hamoud‘un ilk uzun metrajlı filmi.

İsrail – Fransa ortak yapımı olan bu filmi izlemeden önce, filmle ilgili beklentim çok da yüksek değildi açıkçası. Ancak açılış sahnesiyle birlikte izlenmeye değer olduğunu düşündüm. Çünkü ilk dakikadan izleyiciyi içine alan bir konusu ve kendine has bir tarzı var filmin. Maysaloun Hamoud’un konuya yaklaşım şekli olabildiğince nahif, buna rağmen minimal tutumun etkisi olabildiğince güçlü işlenmiş. Unutmamak gerekli ki ilk film için bu başarılı bir adım.

Film konusuna gelecek olursak; Tel Aviv’de bir apartman dairesinde yaşayan üç genç kadının günlük hayatlarına değiniyor Maysaloun Hamoud. Birbirinden farklı ama bir o kadar da birbirlerine benzeyen üç kadının günlük yaşamlarında karşılaştıkları görünmez duvarlara, engellere şahit oluyoruz.

Açılış sahnesinde yaşça büyük bir kadının genç bir kızın bacağına ağda yaparken ona nasihat niteliğinde bilgiler verirken görüyoruz. Sözde nasihat, geleneksel ideal kadının kanunlarını kapsıyor. Karşısındaki kıza; canı acısa da sesini çıkartmaması gerektiğini çünkü ağda sonucunda ortaya çıkan pürüzsüz bacakların kocasının memnuniyeti açısından ne kadar önemli olduğunu, bu uğurda çekilen acının kutsal görevmiş gibi benimsenmesi gerektiğini anlatmasını izliyoruz. Geleneksel ideal kadının titizliği, bedensel temizliği, hamaratlığı, düzenli ve tertipli olmasının tek bir kutsal amacı vardır. Hayatındaki erkeği memnun edebilmek. Erkek ancak böyle elde tutulur, ancak bu öğretiler doğrultusunda mutlu ve memnun hisseder.

Bu noktada Hamoud, filmin devamında izleyeceğiniz sahnelerde de ağda benzetmesi gibi canınızı acıtsa da olması gerekenin bu olduğunu ve buna katlanmak zorunda bırakıldığınızı hissetmenizi istiyor. Tel Aviv kadınları için en görünür ikilemlere odaklanıyor. Geleneksellik ve çağdaşlık, maneviyat ve dünyevilik… Her iki çelişkiyi de en saf haliyle bulmak mümkün bu filmde. Hamoud da bu arada kalmışlığı hem senaryo aşamasında hem de çekim açısından filme başarıyla aktarmayı başarmış. Farklı yaşam tarzlarının soyut ve sert çatışmasını, hayattan alınan zevkin farklı tanımlarını ve farklı adanmışlıkları üç genç kadın üzerinden anlatıyor. Senaryo itibari ile bu sert konuyu yumuşatmak ve doğal göstermek amacıyla senaryoya dozunda mizahi bir bakış açısı da katılmış. Bu katkı filmin perdede daha doğal ve bizden olmasını, izleyiciye geçmesini sağlayan temel etkenlerden biri.

Filmin ana karakterlerine değinecek olursak; Noor muhafazakar ekolle yetiştirilmiş bir üniversite öğrencisidir. Geçici bir süreliğine kalacak yere ihtiyacı vardır ve kuzeninin önerisi doğrultusunda Salma ile Leila’nın yaşadığı eve oda arkadaşı olarak gelir. Cinsiyetçi zihniyetin kodladığı kadın tasvirinin ideal bir örneğidir. Okulda başarılı, inançlı, imanlı, nişanlı ve nişanlısını- yani yakın gelecekteki kocasını- memnun edebilmek için tüm öğretileri yerine getiren bir karakterdir. Nişanlı sadece 1 dakikalığına ziyaretine uğrayacağını söylese bile; evi temizler, onun sevmeyeceği objeleri ortadan kaldırıp yerine onun seveceği objeler koyar, onun sevdiği yemekleri yapar, duşunu alır, son olarak onu güzel karşılayabilmek için hazırlanır. Bu sahneyi filmde birçok defa görürsünüz. Noor içinde bulunduğu durumdan hoşlanmasa da bunu asla dile getirmez, sadece nişanlısının memnuniyeti için kendi önceliklerini erteler. Bu öyle bir aşamaya gelir ki, Noor tarafından memnuniyete alışmış nişanlısı düğün tarihini öne almak istediğini Noor’a açıkladığında kız ilk kez onun isteğini reddeder. Okul ve aile sorumlulukları gereği çok yoğun olduğunu, bir de düğün telaşının onu fazladan yoracağını, düğünü daha önce planladıkları tarihte tutmalarının daha iyi olacağını uygun bir dille açıklamaya çalışır. Bu fikirden memnun olmayan nişanlısı, Noor’un ev arkadaşları yüzünden değişerek bir orospuya dönüştüğünü söyler ve sırf bu düşünce sebebiyle Noor’a tecavüz eder. Bu olay, Noor’un, yetiştirildiği geleneksel ideal kadın kalıplarını sorgulamasına sebep olur. Noor, artık kendisi için bir şeyler yapmanın ilk adımını atması gerektiğini anlayacaktır.

Bir diğer ana karakterimiz ise Leila. Filmdeki modern kadının tasviridir. Ne istediğini bilen, işinde başarılı, hayatını yalnızca kendi istediği şekilde yaşayan bir kadındır. Dışarıdan çizdiği güçlü, çevresindeki erkeklerin ona taktığı etiketleri umursamayan kadın profilinin altında üzgün, yaralanmış ve yılgın bir Leila taşır. Tel Aviv gibi bir yerde girdiği her ortamda kendine has tavırları ve güzelliği sayesinde istemeden de olsa erkeklerin ilgisini üzerine toplayan Leila, her defasında alanına giren erkekleri geri püskürtmeyi becerir. Çünkü umutlanmaktan korkar. Çünkü bilir ki seveceği erkek onun cesur ve kendinden emin halinden hoşlanarak ilişkiye başladıktan sonra geleneksel toplum ve aile kuralları gereğince daha ‘kadın’ gibi davranmasını ileri sürerek değişmesini isteyecektir. Bu sebeple Leila; Tel Aviv erkeklerinin alışmış oldukları ‘erkeğinin doğruları ışığında yaşayan kadın’ kalıbının tersine, kendi yolunu çizip kendi doğrularını yaşayan hayata gücenmiş modern kadın imajını izleyiciye sunar.

Salma ise muhafazakar-modern kalıpları arasına sıkışmış iki farklı hayatı tek bir bedende yaşamaya çalışan kadının resmi gibidir. Kendi arkadaşlarının yanında; dj’lik ve barmenlik yaparak geçimini sağlayan, çalıştığı bara içmeye gelen güzel bir kadınla sevişmekten hoşlanan, dövmeleri ve piercing’leriyle rahat ve mutlu bir kadındır. Diğer yandan neredeyse her gün annesiyle telefon konuşmaları yapmak zorunda kalan, ailesi tarafından sürekli elbise giymesi gerektiğini dinleyen, her hafta sonu aile yemeğinde bir görücü ile karşılaştırılıp artık bir koca bulması gerektiği dikte edilen bir kadındır. Salma, ailesinin yaşamasını istediği hayatla, kendi yaşamak istediği hayat arasında kendince denge kurmuştur. Ancak bu denge; sözde modern ailenin Salma’nın lezbiyen olduğu öğrendiğinde psikolojik ve fiziksel şiddete başvurmalarıyla bozulur.

İşte bu üç kadın, ruhlarını özgür bırakmak istediğinde çevrelerindeki din algısı, ahlak algısı gibi kavramlarla nasıl mücadele ettiklerine, ideal kadının toplumdaki konumunu sorgulayan, muhafazakar aileleri tarafından nasıl kısılıp kaldıklarına tanık oluyoruz film boyunca.

Tercihleriniz her şeyinizdir.

Bu filmi izlerken bu sözü bir kez daha düşünüyorsunuz. Bu hayatta istediğiniz ve istemediğiniz şeyler var. Ailenizi veya aşık olduğunuz insanı ne kadar sevseniz de bu sizin hayatınız. Hayatınızda tercihleriniz üzerinde söz söyleme hakkı sadece ve sadece size ait. Gülüp eğlendikten sonra sizi törpüleye törpüleye istedikleri şekle sokmak isteyenlere ve bunu cinsiyetiniz gereği meşru hale sokmaya çalışanlara durmaları gereken sınırı nasıl çizebilirsiniz?

Film herhangi bir şekilde dramatik veya abartılı değil. Zevkle bize empati ve anlayışı daha fazla paylaşmamız gerektiğini aşılıyor.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir