Ayna Ayna Söyle Bana

by • 12 Şubat 2017 • DemlikYorumlar (0)366

Aynanın karşısına oturmuş bir vaziyette, kendimle konuşuyorum oldukça yüksek bir sesle. Bağırıyorum aslında kendimi duyabilmek için. Belki de duyurabilmek için. Birilerinin beni duymasına dair tarifi imkânsız bir özlemle yanıp tutuşuyorum. Bir koku geliyor burnuma. İçimdeki yangının kokusu belki de. Yok, yemek yanıyormuş. Ne zaman koymuştum o yemeği ocağa? Saat kaç? Ben ne kadar zamandır oturuyorum burada? Buraya ne zaman geldim? Hiçbirini bilmiyorum. Farkında olduğum tek şey, kendimle konuşup, ağladığım. Bir tek, çektiğim acının; anlatılamaz, aşılamaz acının farkındayım.

Dün gece, uzun zamandır hayalini kurduğum cinnetin bir provası gerçekleşmişti evde. Evet, uzun zamandır bir cinnet anının hayalini kuruyordum. Cinnet geçirecektim, içimde ne varsa herkese söyleyecektim, tek tek her şeyin hesabını soracaktım ve insanlar da yaptıklarından pişman olup benden özür dileyecekti. Böylece her şey muntazam bir düzene girecekti. En büyük hayali cinnet geçirmek olan bir insanın, ne kadar acınası olduğunu fark edememiştim, ta ki dün geceye kadar.

Bizim evde kavgalar hep fındıkkabuğunu doldurmayan bir şeyle başlar ve her şeyin tek suçlusu ben olduğuma karar verilen ana kadar devam eder. Sonra ben üzgün bir şekilde odama giderken, o fındığın kabuğu da benim ayağıma batar. Genelde hep aynı yere batıyor galiba lanet kabuk, acı hep aynı çünkü. Kavga diyordum, dün gece yine oldu. Ben ne kadar değersiz, ne kadar tahammül edilemeyen bir varlık olduğumu yeniden fark ettim. Sessizce odama gittim. Tam türkünün ‘Dünyayı gönlümce olacak sandım. Boş yere aldandım boş yere kandım.’ kısmında yeniden alevlenen kavgayı fırsat bilip, hayalini kurduğum cinnet anını yaşamaya başladım. Bağırdım, isyan ettim, hesap sordum, kendime vurdum, belki de başka şeyler de yaptım. Hatırlamıyorum. Tek hatırladığım, karşılığında evden defolup gitmemin istendiği küfür dolu o birkaç sözcük. En büyük hayalim üzerime yıkılmıştı ve ben enkazının altında paramparça kalmıştım.

Hiç uyumadım galiba dün gece. Gözlerimin altındaki halkalar da uykusuzluktan olabilir. Belki de ağlamaktan. Uzun zamandır güzel bir uykuya, ağlamadan geçen bir güne hasretim. Mutlu insanları, yatar yatmaz uykuya dalabilen insanları, gülebilen insanları anlayamıyorum. Hele de kendisini değerli hisseden, sevilmeye layık bulan insanları asla. Hele hata yaptıkları zaman, olsun çocuğum senden kıymetli değil ya diyen aileleri olan insanları hiç. Üstelik nefret ediyorum onlardan. Çünkü biri hata yaparsa, ona kızılmalı. O, hata yapmayan biriyle kıyaslanmalı. Sınavdan dört aldığı zaman sevilmemeli. Örnek evlat olmalı. Hislerini dile getirdiği zaman, başkası kırılmasın diye susturulmalı. Başkaları asla onun yüzünden üzülmemeli. O üzülse de olur, çünkü o bir evlat ve aileler çocuklarını kesin seviyorlardır. Kesin. Bu bir kuraldır ve o yüzden kanıtlanmasına gerek yoktur. Evlatlar da asla ihtiyaç duymazlar zaten koşulsuz bir sevgiye. Benim öğrendiğim bu en azından.

Öğrendiğim beni mutlu etmiyor olacak ki aynaya ne kadar mutsuz, ne kadar değersiz, ne kadar sevilmeyi hak etmeyen biri olduğumu anlatıyorum. Vicdansız ayna da demiyor “olur mu hiç öyle şey” diye. Aval aval yüzüme bakıyor. Aynadan medet uman bir insanın kurtulmak için şansı var mıdır? Yaşamak için kendinde güç bulabilir mi bu insan? Ya da yaşamaya dair bir arzusu olmaması acayip bir şey midir? Ölse bir tek aynası yalnız kalacak insan için neyin önemi vardır hayatta? Tek bir cevaba ihtiyacım var. Beni ayağa kaldırabilecek, yaşama tutunmama yardımcı olacak tek bir cevaba. Ayna hiçbir sorduğuma cevap vermiyor ve ben boğuluyorum, üstelik yüzme bilmiyorum. Çırpındıkça da batıyorum. Yok mu oralarda bir yerde beni duyabilecek, bana cevap verebilecek birileri? Hiç umut yok mu? Peki. Ben kaybettim, siz kazandınız o vakit.

Yazan: Kevser Kâğıt

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir