Ara Renkler

by • 8 Şubat 2015 • DemlikYorumlar (0)905

Bir metropolün griliğinde yaşıyoruz günlerimizi. Kirli olan dumanlı hava değil sadece. Rengi solmuş bakışmalar, plazadaki merhabalaşmalar, zoraki gülümsemeler, milyonluk şehirde aralarına duvarlar örülmüş, vitrin mankenlerinden farksız, beraber olduğunu zanneden ama ruhen yalnızlar ordusu… Yanlış anlaşılmasın, griyi sevmediğim anlamı çıkarılmasın buradan. Griyi de severim, ama doğru kullanıldığında. Eski fotoğraf albümlerindeki sıcak griyi de, kapalı havada denize vuran parlak griyi de, Casablanca’yı da severim. Samimiyetten yoksun renkli dijital fotoğrafları sevmem mesela.

Metropol griliği dedim, ama her şey gri değil tabii ki. Popüler kültürün renklerinin dayatıldığı sözüm ona modern bir toplumda yaşadığımız gerçeği var. Birkaç ana renk sunuyorlar, şimdi haklarını yememek gerekir. Onları her yerde görüyoruz, her yerde sesini duyuyoruz, her yerde konuşuluyor ve bununla yetiniyoruz. Görülmesi, duyulması, konuşulması değil mesele; ancak bu dayatılan sınırların dışına çıkıldığında hak ettiği değeri görmeyen nice eserler de var. En iyi örneği, dinlenme sayısı milyonları bulan kimi vasat eserlerin yanında elli bin kişinin dahi dinlemediği kaliteli eserlerin olması. Sadece görülemeyen değerli renkler de değil mesele. Renkleri karıştırıp yenilerini ortaya dökememek de en az bir o kadar üzücü. Kendi hikâyemizi yazamıyoruz, kendi şiirlerimizi kaleme dökemiyoruz. İyi ya da kötü hiçbir şey üretmiyoruz, ya korkuyoruz ayıplanırız diye ya da en kötüsü tembeliz. Barış Manço’nun en sevdiğim sanatçı olmasının altında yatan sebep de bunla alakalı. En iyisi değildi belki ama en farklısıydı, en üretkeniydi Türkiye sınırları içerisinde.

Kendi renklerimizi de yaratamıyoruz, belirlenen sınırların dışına da çıkamıyoruz. Bizim toplumumuzda aynı masaya oturan iki insan elinde telefonlarla yer bildirimi yaparsa normal karşılanır, ama sokakta birilerine sarılmak için kollarını açan adam cezalandırılır. Cezalandırılmak istemiyorsan başta haftanın en az beş günü belli saatler arasında ofise gidip ay sonu bankamatikten maaşını çeker, kalan günlerinde sana sunulan “popüler” sahneyi seyre dalarsın. Geçen hafta Beşiktaş Çarşı’ da üçlü saz grubunun gecenin birinde Çav Bella çaldığını ve insanların kol kola dans ettiğini görünce oldukça umutlandım yine de. Yapaylıktan, monotonluktan ve popüler prangalardan kurtulduğumuz gün hem kendimizle hem de diğer insanlarla daha mutlu olacağız; sevinçleri katlayacak üzüntüleri hafifleteceğiz.

Yazan: Başar Yılmaz

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir