Alerji

by • 6 Aralık 2015 • DemlikYorumlar (0)726

Burnumun akmasına engel olamıyorum. İlkin soğuk algınlığı olduğunu düşündüm. Kontrol ettim çoraplarımı. Belki şöyle bir tas sıcak çorba, bol baharatlı… Dolapta limon yok, biraz da meyve almak lazım. Ayakkabılarımı giyerken seslendi apartman yöneticisi:

-Yaz günü nezle mi oldun aslanım?

Utanılacak bir şey yapmış gibi çekildim, büküldüm ve nihayet kıvrıldım ayakkabılarım içine.

-Gece üşütmüş olmalıyım, şimdi limon…

-Boş ver aslanım çayı çorbayı. Çık iki tur at, ev hasta eder insanı. Öyle tüm gün kitap, defter arasında…

Yine tıkandı genzim. Boğazım acıdı, akmaya başladı burnum. Mendili zor tıkadım nefes yoluma. Yukarıdan karısı seslendi. Daha eğik, bükük ama yuvarlanarak kaçtı yönetici.

İki fasıl, biraz kuvvetli sıkınca temizlendi burnum. Belki doğruca eczaneye gidip bir ilaç almalıyım.

Bahçe kapısında alt kat komşumuza rastladım. Orta yaşlı dul kadın, şişman olmadığı halde sırf yanakları tombul olduğu için iri görünür. Saçları dağılmış, terli. Halıyı az daha ileri aldılar, su tuttular üstüne. Köpük oldu her yer.

-Dikkat et sıçramasın üstüne.

Geri çekildim biraz:

-Kolay gelsin.

Durdu Nuran Abla. Ona yardım eden genç kızlar da öylece bana bakıyorlar.

-Nezle mi oldun sen?

Nefesimi çektim yavaşça:

-Galiba. Şimdi ilaç alacaktım. Nasıl oldu ben de anlamadım.

Genç kızlardan biri girdi lafa:

-Yaz günü nezle olunur mu hiç? Kesin dondurmayı fazla kaçırdın.

Diğer kız tamamladı:

-Üstüne soğuk kola…

Öğünleri geçirdim tek tek aklımdan. Akşam yemeğini tetkik ederken Nuran Abla fısıldadı:

-Çorba iç, bol baharatlı. Ben yapar getiririm akşam.

Islak etekleri bacaklarına daha da yapıştı son cümleyi söylerken. Omuzları yuvarlaklaştı.

-Teşekkür ederim. İlaç sorayım da önce… Size kolay gelsin.

Tüpçüyü geçmeden bir kez daha temizledim burnumu. Ateşim yoktu, halsiz de değildim. Burun akıntısı dışında hiçbir gariplik göremiyordum kendimde.

Önce caminin karşısındaki eczaneye uğrayacaktım. Daha resmi idi oradakiler, daha suratsız.

İçeride kimse yok. İçerisi serin, gömleğimin bir beden küçük olduğunu hissettim bir an. Belki ayakkabılarım da öyledir; belki çoraplarımı tekrar kontrol etmeliyim. Burnumu temizledim yine.

-Buyurun.

Elimdeki mendili buruşturdum, yok ettim avuç içimde.

-Burnum akıyor.

Durdu eczacı. Başka detaylara, uzun uzun tasvirlere, ailemin hastalık geçmişime ve benim şahsi teşhisime ihtiyacı olmalı.

-Başka?

-Sadece, bu sabahtan beri burnum akıyor. Neredeyse hiç durmadan.

-Dün yok muydu?

-Yoktu.

-Önceki gün?

-…………..

-O halde bugün olup da dünde ve önceki günde olmayan şeyi bulmalıyız yahut bugün olmayıp da dünde ve önceki günde var olan şeyi.

-Bir ilaç yazsanız bana. Kısa yoldan.

-Ne olabilir acaba? Bugün, dün ve önceki gün arasında bağ kurun.

-İlaç?

-Ateşiniz yok. Gözleriniz canlı, ayaklarınız çap da değil.

Etrafıma bakma gereği duydum ister istemez. Belki yarı çatlak bir kalfa benimle dalga geçiyordur.

-Bu bir alerji. Neye alerjiniz olduğunu bulmalısınız. İlaç çare olmaz buna.

Burnumu temizledim tekrar. Birkaç mendil aynı anda heba oldu.

-Gördünüz mü? Hiçbir sebep yokken bu kadar sekresyon alerji dışında bir sebebe bağlanamaz. Ben bağladım zaten. Acilen test yaptırmalısınız.

-Nerede?

-Sağlık ocağında. En hızlısı.

Teşekkür edip çıktım. Öğle arasına girmiş sağlık ocağı. Acil bir durumum yok, bir saat beklemekten zarar gelmez.

Sarı pantolonlu bir ihtiyar oturdu yanıma. Bastonu alabildiğine çirkin, kulaklarından kıllar fışkırıyor; asık suratlı:

-Hasta mısın?

Düşündüm, burada olduğuma göre o tanımlamanın dışına çıkamazdım. İçinde bulunduğum kabın biçimini almam gerek; uyum sağlamalıyım. Burnum aktı yine.

-Evet, sanırım alerjim var.

-Benim de.

-Neye alerjiniz var?

-Sarımsağa.

Cevap vermedim. Nasıl bir cevap yahut karşı soru ile konuşmayı sürdüreceğimi bilemiyordum.

-O halde yemeyin olsun bitsin, deyiverdim.

-Yemiyorum zaten.

Yine duraksadık. Cevabım yahut önerim çok faydalı bir reçete idi aslında. Ne sorun yapıyorsa ondan uzak durmak bizim gibiler için en iyi çözümdür.

-Niçin buradasınız o zaman?

-Torunumu getirdim kontrole.

Burnum hâlâ akıyor. Paketteki son iki mendili de tükettim. Bir an önce bakkala uğrayıp kâğıt mendil almalıyım. İhtiyara veda etmeden kalktım. Bastonunu okşuyor…

Bakkal karmakarışık.

-Buyur ağabey.

-Kâğıt mendil, iki tane ver.

Durdu bakkal:

-İki mi üç mü?

-Üç tane ver.

-Burnun kızarmış ağabey. Nezle mi oldun yaz günü?

Bunun utanılacak bir şey olduğuna dair şüphelerim giderek kemikleşiyordu. Her zaman yaptığım gibi sustum. Bugün daha çok susmuştum. Kimin ne düşündüğünü umursamazdım aslında. Ama dolaptan ekmek çıkaran uzun bacaklı kadın yüzünü ekşitince tutamadım kendimi.

-Yahu ne var bunda? Altı üstü sümük. Gören de sizi eldivenle çarşaf düzeltir sanır.

Kaçıp gitti kadın. Belki dışarı çıkınca, yeterince uzaklaştığında çığlık atmıştır. Alelade mendiller koydu tezgâha bakkal. Biraz sinirlenmiştim, ellerim titriyordu haliyle.

Geri döndüm sağlık ocağına. Doktor erken gelmiş. Beni çağırdı hemşire. İçeri girdim, yüzüme bile bakmadı doktor:

-Şikâyetiniz?

Nasılsa başlamıştım artık, devam etmekte sakınca görmedim.

-Muhatabının yüzüne bakmadan konuşma saygısızlığının basit bir şeymiş gibi algılanmasından şikâyetçiyim.

Gözleri fal taşı gibi açıldı doktorun. Hayatının en kötü günü olacak birazdan. Masaya yaklaştım.

-Sana, ayağa kalk, hastanı kırmızı halı ile karşıla diyen yok. Ama konuşurken surata bak.

Galiba yumruğum da indi masaya. Cevap vermedi doktor. Çıktım dışarı. Otobüs durağında bekliyor apartman yöneticisi. Yanına gittim:

-Yaz günü nezle olmuşum.

Tuhaf tuhaf baktı yüzüme. Cevap vermedi o da. Gülümsemeye çalıştı fakat.

Devam ettim. Halı yıkıyor genç kızlar. Nuran yok.

Burnumun akıntısı neredeyse tamamen geçmişti. İşimi garantiye almak istedim. Kapısını çaldım Nuran’ın. Şaşırdı beni görünce, nefesim daha da açıldı.

-Çorba lazım bana, acilen.

Gülümsedi, sola büküldü vücudu yavaşça, eğilmedi. Devam ettim:

-Yap da getir yukarı, bekliyorum.

Üst kata çıktım. Havalandırdım evi. Ne kadar olmak istemediğim gibi davranırsam o kadar açılıyordu nefesim. Belki de kendime alerjim vardır. Etrafı toparladım. Çıkardım çoraplarımı. Annem aradı, cevap vermedim. Dışarıdaki ceviz ağacının yapraklarını hissedecek kadar açıldı nefesim.

Kapı çalınıyor. Burnum hiç akmamış gibi. Sonuna kadar açtım kapıyı. Belki böyle devam edersem burnumun şekli bile değişir.

Yazan: Mehmet Akif Duman

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir